<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biyo-Tek</title>
	<atom:link href="http://www.sonefe.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sonefe.org</link>
	<description>Günlüğüm...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Jan 2011 14:14:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Anne Ahtapotun Fedakarlığı</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2011/01/10/anne-ahtapotun-fedakarligi/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2011/01/10/anne-ahtapotun-fedakarligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 14:13:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=908</guid>
		<description><![CDATA[Ahtapotlar, yaşamları boyunca sadece bir kez eşleşiyorlar. Utangaç erkek ahtapot, dişi olana dokunduğunda kızarıp renk değiştiriyor. Dişi ahtapot, döllenmiş yumurtaları salkımlar halinde diziyor. Her salkımda 150-200’ü bulan yumurtalardan ancak birkaç tanesi ergin bir ahtapota dönüşebiliyor. Dişi ahtapot kollarındaki ince zarlar yardımıyla yumurtaları nazikçe tutup onların temiz kalmalarına özen gösteriyor. Sifonu ile su akımı yaratarak yavrularına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2011/01/octopus_eggs.jpg" rel="lightbox[908]"><img class="alignleft size-medium wp-image-909" style="margin: 5px;" title="octopus_eggs" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2011/01/octopus_eggs-300x195.jpg" alt="" width="185" height="120" /></a>Ahtapotlar, yaşamları boyunca sadece bir kez eşleşiyorlar. Utangaç erkek ahtapot, dişi olana dokunduğunda kızarıp renk değiştiriyor. Dişi ahtapot, döllenmiş yumurtaları salkımlar halinde diziyor. Her salkımda 150-200’ü bulan yumurtalardan ancak birkaç tanesi ergin bir ahtapota dönüşebiliyor. Dişi ahtapot kollarındaki ince zarlar yardımıyla yumurtaları nazikçe tutup onların temiz kalmalarına özen gösteriyor. Sifonu ile su akımı yaratarak yavrularına oksijen veriyor. Annelik ve fedakârlık duyguları çok gelişmiş olan ahtapot, yumurtalarını bıraktıktan sonra yemekten kesiliyor ve beş ay boyunca yavrularının yumurtadan çıkmasını bekliyor. Bu fedakârlığın sonunda yavruları hayata merhaba dediğinde, kendisi de hayata veda ediyor.<span id="more-908"></span><br />
Hawaii dilindeki karşılığı ‘kayıp giden hayalet’ olan ahtapotlar, kafadan bacaklılar ailesindeki en gelişmiş sinir sistemine sahipler. Deniz bilimcilerin çoğu, ahtapotu dünyanın en zeki omurgasızı olarak tanımlıyorlar. Hatta zekâ seviyelerinin evcil kedilerle eşit olduğunu söyleyenler de var. Deniz bilimci Neil Mc Daniel onlar için “gözlerinde anlam dolu bir bakış var ve sanki bizleri tanıyor gibi” diyor. Ahtapotun bu fedakarlığını evrimle açıklamak oldukça güç olsa gerek.<br />
<object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/3ehHQOziuF0&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/3ehHQOziuF0&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2011/01/10/anne-ahtapotun-fedakarligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıllı Tasarım üzerine bir tartışma</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2011/01/08/akilli-tasarim-uzerine-bir-tartisma/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2011/01/08/akilli-tasarim-uzerine-bir-tartisma/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Jan 2011 13:17:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>aliyuksel</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler ve Aktiviteler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=903</guid>
		<description><![CDATA[ABD’de Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi’nde çalışan evrimci Nicholas Matzke ile Akıllı Tasarım teorisini savunan Mustafa Akyol arasında online olarak yapılmış müthiş tartışma. Bir yanda evrim, diğer yanda Akıllı Tasarım savunması… Amerika’da okullarda kâinatın yaratılmış olduğunu savunan teorilerin okutulup okutulamayacağının tartışıldığı dönemde, seyircilerin de sorularıyla katıldığı bu tartışma, epey ses getirmişti. Şimdi, oldukça ufuk açıcı olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi’nde çalışan evrimci Nicholas Matzke ile Akıllı Tasarım teorisini savunan Mustafa Akyol arasında online olarak yapılmış müthiş tartışma. Bir yanda evrim, diğer yanda Akıllı Tasarım savunması…</p>
<p>Amerika’da okullarda kâinatın yaratılmış olduğunu savunan teorilerin okutulup okutulamayacağının tartışıldığı dönemde, seyircilerin de sorularıyla katıldığı bu tartışma, epey ses getirmişti. Şimdi, oldukça ufuk açıcı olan bu tartışmanın önemli bölümlerini siz değerli okurlarımıza sunuyoruz. söylüyor. Ama aslında bu konuda yüzlerce makale yayınlandı. Kenneth Miller’in dediği gibi, “Behe’yi inandırmaya hiçbir şey yetmiyor.”<span id="more-903"></span></p>
<p><strong>AKYOL</strong>: Bir yanda gerçekler var, bir yanda Darvincilerin söyledikleri… Evvelâ, standart Darvin öyküleriyle hemfikir olmayan sadece AT savunucuları değil. Kuşların kökeni tartışmalı bir konudur. Medyada çok popüler olan dinazor teorisi, uydurma bir teoridir. Bunu, dünyanın en ünlü kuşbilimcisine Alan Feduccia’ya sorun. Kendisi AT’yi savunmaz, evrimcidir, ama kuşların dinazorlardan gelmediğini ve bu düşüncenin büyük bir efsane olduğunu söylüyor. İlk bilinen kuş Archaeopteryx’in atası olduğu iddia edilen dinazor, ondan çok daha genç. Böyle bir şey olabilir mi? Ayrıca, Darvincilerin evrimin nasıl meydana geldiği konusunda hesap veremediğini bir tek Behe söylemiyor. Evrimci biyokimyacı Franklin M. Harold da aynı düşünceyi paylaşıyor: “Kabul etmek zorundayız ki, biyokimyevî veya hücrevî sistem evrimine ilişkin halihazırda Darvin mantığına uygun detaylı bir açıklama yok, sadece birtakım hayalî spekülasyonlar söz konusu…” (2) Günümüzdeki evrim teorisi, Darvin’in orijinal teorisiyle aynı mı, yoksa genişletilmiş şekli mi?</p>
<p><strong>MATZKE</strong>: “Evrimleşmiş şekli.” 1930’lu yıllarda tabiî ayıklanma teorisi, Mendel genetiğiyle birleşip “neo-Darvin sentezi”ni ortaya çıkardı. Burada, genlerin yeni nesil içinde ayıklanma prensibine uygun biçimde nasıl yayıldığı dikkate alınıyordu. Bugün, temel Darvin teorisinde hayal bile edilemeyecek bir noktaya gelindi.</p>
<p><strong>AKYOL</strong>: Günümüzdeki evrim teorisi ile Darvin’in teorisi aynı değil. Darvin genetiği bilmiyordu. Bugün karşımızda neo-Darvinizm var. Buna, eski teorinin modern genetikle güncellenmiş olan versiyonu diyebiliriz. Fakat Darvin’in temel görüşü olan tabiî ayıklanma, hâlâ devam etmektedir. Neo-Darvinizm, yeni bir evrim mekanizması olarak ‘‘tesadüfî mutasyonları’ eklemiştir. Mustafa Akyol, evrimi destekleyen bilimsel delillere neden inanmıyor? Biyolojik sistemlerin kökenine ilişkin daha ne kadar adım ortaya çıkarılmalı ki, Akyol evrime inansın?</p>
<p><strong>AKYOL</strong>: Beni inandıracak olan adımlar, Darvin’in kendisinin tanımlamış olduğu adımlar: “sayısız, peş peşe gelen pürüzsüz modifikasyonlar.” Bana, hayatın prebiyotik bir çorbadan meydana gelebileceğini gösterin, ben de Akıllı Tasarım’dan vazgeçeyim, bu işlerin ilim sahibi bir varlık tarafından takdir edilmiş olduğunu düşünmeyi bırakayım. Doğrusu, yeryüzündeki hayatın takdir edilmiş gibi göründüğünü herkes kabul ediyor. Richard Dawkins The Blind Watchmaker (Kör Saatçi) kitabında söylüyor bunu. Fakat o buna “aşikâr tasarım” diyor ve bunun yanında kompleks canlıları meydana getiren doğal mekanizmaların da olması gerektiğini belirtiyor. Tamam, o halde, bana o doğal mekanizmaları gösterin. Darvinciler bu yolu tercih etmek yerine, doğal mekanizmaların var olduğunu kesin sayarak, bu inançlarını bilimin ayrılmaz bir parçasıymış gibi sunuyorlar. Hayır, bilimin böyle bir parçası yoktur. Evrim teorisinde en büyük sorun, “eksik halka”dır. Evrim teorisi bu sorunu nasıl izah ediyor?</p>
<p><strong>MATZKE</strong>: Kamuoyunda bilinen haliyle “eksik halka,” bir şehir efsanesidir. Bir kere, evrim bir zincir değildir, bir ağaçtır; ve tek bir eksik halkadan çok daha fazla bir şeydir. Bu noktayı açıklığa kavuşturduktan sonra, yaratılışçıların canlıların ara formlarına ait fosillerin olmadığı iddiasına gelelim. Bu iddia sayısız kez dile getirildi. Fakat yaratılışçıların kendisinden yanlış bir şekilde alıntı yaptığı Gould’un da dediği gibi, “ara formlar tür düzeyinde genellikle eksiktir, ama büyük gruplar arasında son derece boldur.” (3)</p>
<p><strong>AKYOL</strong>: Eksik halka önemli bir tartışma konusudur. Darvinciler bazı eksik halkaların olduğunu ve zamanla ortaya çıkaracaklarını iddia ediyorlar. Diğerleri ise, bunu reddediyorlar. Darvin savunucuları bu işin içinden çıkamayacaklarını anlayınca, halka yerine “dakik denge”yi önerdiler. Gould ve Eldredge, 70’lerin sonlarından itibaren, “evrim o kadar hızlı meydana geldi ki ardında hiç ara form bırakmadı.” demeye başladılar. Eğer gerçek buysa, arkada hiç iz kalmadıysa, bunun meydana geldiğini siz nereden biliyorsunuz? Her neyse… Gould, evrim sürecini halka halka izah eden bir mekanizma ortaya koymadığı için Dawkins tarafından eleştirildi. Gould ise, cevaben, görüşünün fosillerce desteklendiğini öne sürdü. Yani bir tarafta fosiller var, diğer tarafta sözde mekanizma. Fakat aralarında herhangi bir örtüşme yok. Evrimciliğin ardında ideoloji var mı yoksa sadece bir bilim mi? Eğer sadece bir bilim ise, neden farklı inançlardan insanlarla bu kadar çatışma halinde?</p>
<p><strong>MATZKE</strong>: Bazıları evrimi ideolojileri desteklemek için kullandı. Meselâ güneş merkezli âlem fikri, atomculuk, psikoloji bunlara örnek olarak verilebilir. Richard Dawkins gibi ateistler ise, tasarım iddiasını çökerterek tanrının varlığını tartışmalı hale getirmeye çalışıyorlar. Böylelikle, iki kamp oluşuyor ve tartışma metafizik alana kayıyor. Oysa, bilim doğal dünyayı araştırmakla sınırlıdır. Allah’ın varlığı veya ilahi varlıkların tabiata müdahale edip etmedikleri bilimin sınırlarının dışındadır.</p>
<p><strong>AKYOL</strong>: Evrimciliğin, daha doğrusu Darvinizmin, ardında elbette bir ideoloji var. Fakat bu teorinin savunucuları size ideolojik bir yanları olmadığını ve sadece yeryüzünde hayatın nasıl meydana geldiğini ortaya koymaya çalıştıklarını anlatırlar. Oysa, gerçek bu değil. Teori, yeryüzünde hayatın kökenini izah etmede sadece doğal sebeplere başvurur. Doğal olmayan, yani aklî sebeplere hiçbir zaman başvurmaz. Halbuki, bilim hakikatin emprik araştırması anlamına gelir. Bu hakikatin tabiatçılıkla örtüşüp örtüşmediğine, tabiat incelenmeden karar verilemez. Peki Darvin savunucuları ne yapıyor? Hayatın bütünüyle sebepler tarafından evrimleştiği ve bundan asla şüphe edilemeyeceğini savunuyorlar. Emprik bir bilgi değil bu, sadece bir inanç! Ünlü Darvinci Richard Lewontin’in dürüstçe söylediklerine bakın: “Biz daha baştan materyalizme adanmışız. Bilimin metodları ve kurumları bizi dünyayı maddi düzlemde izah etmeye zorluyor değil aslında. Tam tersine, maddi sebeplere bağlılığımız, bizi, maddi izahlar üreten kavramları kullanmaya zorluyor. Bütün bunlar, tanrının yeryüzüne adım atmasını istemediğimiz için oluyor.” (3) Darvinizmin ardındaki ideoloji, materyalizm ve tabiatçılıktır. Ve maksat, “tanrının yeryüzüne adım atmasına izin vermemektir.” Niçin evrimden hala teori diye bahsediliyor?</p>
<p><strong>AKYOL</strong>: Gerçekler, bizim gözlediğimiz şeylerdir. Yerçekimi bir gerçektir. Bütün elmalar ağaçla bağlantısı kopunca yere düşer. Bunu gözlemleyebilirsiniz. Fakat, Darwinizmin büyük anlatılarını şimdiye kadar hiçkimse gözlemlemedi. Cansız bir madde olan basit kimyasallardan canlı bir hücre ve sonra bu hücrenin gelişip yeniden organize olup yeryüzündeki tüm hayatı oluşturduğunu gözleyen yok. Bir Darvin savunucusu, “Elbette gözlemiyoruz, çünkü bu süreç milyarlarca yıl alıyor” diyecektir. Ama eğer gerçek buysa, o evrim süreçlerinin küçücük parçacıklarını gözleyebilir olmamız gerekmez miydi? Bunu da görmüyoruz. Ve Darvin savunucularının sürekli bahsettiği ünlü “gerçekler” hakkında en iyi ifade, belki de, biyolog Jonathan Wells’in makalesinin başlığıdır: The Survival of the Fakest (En Sahtekârın Hayatta Kalışı)(4). Hasılı, evrim tarihi, bir sahtekârlığın bilim adı altında yıllarca insanların zihninde kurduğu hegemonyanın diğer adıdır.</p>
<p><em>KAYNAK</em>: Zafer Dergişi</p>
<p><em>DİPNOTLAR</em>:</p>
<ol>
<li>Simpson 1967, s. 345</li>
<li>Franklin M. Harold, The Way of the Cell: Molecules, Organisms and the Order of Life 205 (New York, Oxford University Press 2001)</li>
<li>“Evolution as Fact and Theory,” Hen’s Teet Stephen Jay Gould, “Evolution as Fact and Theory,” Hen’s Teeth and Horse’s Toes: Further Reflections in Natural History, New York: W. W. Norton &amp; Company, 1994, s. 260.</li>
<li><a href="http://www.discovery.org/articleFiles/PDFs/survivalOfTheFakest.pdf" target="_blank">http://www.discovery.org/articleFiles/PDFs/survivalOfTheFakest.pdf</a></li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2011/01/08/akilli-tasarim-uzerine-bir-tartisma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölü taklidi yapan hayvanlar</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2010/05/27/olu-taklidi-yapan-hayvanlar/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2010/05/27/olu-taklidi-yapan-hayvanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 05:45:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[olu taklidi yapan hayvanlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=888</guid>
		<description><![CDATA[Bir kuşun, yaralı taklidi yaparak düşmanlarından kurtulabileceğini; bir böceğin, termit kokusunu taklit ederek termit yuvasında saklanabileceğini; bir tırtılın kraliçe karıncanın sesini taklit ederek adeta karınca kolonisinde kraliçe muamelesi göreceğini bilmesi mümkün değildir. Yüce Rabbimiz doğadaki canlıların her birini içinde bulunduğu ortama uygun farklı özelliklerle yaratmıştır. Bu özelliklerden biri de canlıların düşmanları tarafından fark edilmelerini önlemek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/playing-possum.jpg" rel="lightbox[888]"><img class="alignleft size-full wp-image-889" style="margin: 5px;" title="playing-possum" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/playing-possum.jpg" alt="" width="190" height="120" /></a>Bir kuşun, yaralı taklidi yaparak düşmanlarından kurtulabileceğini; bir böceğin, termit kokusunu taklit ederek termit yuvasında saklanabileceğini; bir tırtılın kraliçe karıncanın sesini taklit ederek adeta karınca kolonisinde kraliçe muamelesi göreceğini bilmesi mümkün değildir. Yüce Rabbimiz doğadaki canlıların her birini içinde bulunduğu ortama uygun farklı özelliklerle yaratmıştır. Bu özelliklerden biri de canlıların düşmanları tarafından fark edilmelerini önlemek ve avlanmaları için yaratılan taklit yeteneğidir. Bazı hayvanlar ise kendilerini savunmak için çok enfes ölü taklidi yaparlar. İnanması güç ama köpekbalıkları, bazı böcekler, yılanlar, keseli sıçanlar bu hayvanlardan bazılarıdır. Bu taklit etme bazı hayvanlarda reflekstir (tonic immobility) bazı hayvanlarda ise uyarlama veya içgüdüseldir (thanatosis). Bu davranışa ölü taklidi yapmak anlamına gelen playing possum da denilir.<span id="more-888"></span>Tonik hareketsizlikte hayvan tehlike anında, yada köpekbalıklarında olduğu gibi çiftleşme durumlarında doğal felç geçirir. Hareketsizleşir. Kuşlarda da sıklıkla görülür bu durum. Hayvan tabii olarak cansız olarak bir süre olduğu yerde yatar. Thanatosis ise bazı hayvanların, özellikle yılanların yalandan ölü numarası yapmasıdır. Domuz burunlu yılanlar thanatosis yaptıklarındavücutlarından iğrenç kokulu bir madde sızar. Hayvan sadece ölü gibi görünmez, ceset gibi de kokar aynı zamanda. Çoğu avcı ceset yemeyi sevmez. Aynı özellik keseli sıçanlarda da vardır. Ölü taklidi yaparken, ceset gibi kokacak madde salgılarlar. İlahi kudretin bazı hayvanlara bahşettiği bu ilginç özelliği görmek için aşağıdaki videoyu seyredin.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/YCFTr50SAGo&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/YCFTr50SAGo&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>Video ID <a href="http://www.youtube.com/watch?v=YCFTr50SAGo" target="_blank">YCFTr50SAGo</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2010/05/27/olu-taklidi-yapan-hayvanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıradışı soğukkanlı; Deri sırtlı deniz kaplumbağası</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2010/05/21/siradisi-sogukkanli-deri-sirtli-deniz-kaplumbagasi/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2010/05/21/siradisi-sogukkanli-deri-sirtli-deniz-kaplumbagasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 05:29:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[deri sirtli kaplumbaga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=885</guid>
		<description><![CDATA[Deri sırtlı deniz kaplumbağası (Dermochelys coriacea), 2 metreye ulaşabilen boyu ve 600 kilograma varabilen ağırlığıyla, yaşayan en büyük kaplumbağadır. Tüm tropikal ve tropik altı okyanuslarda bulunan deri sırtlı deniz kaplumbağası, Dermochelys cinsi ve Dermochelyidae familyası içinde varlığını sürdüren tek türdür. Deri sırtlılar, yalnızca büyüklükleriyle değil, kabuklarının temelde bağ dokudan oluşması ve kendi boyutlarındaki bir sürüngenden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/leatherback-underwater.jpg" rel="lightbox[885]"><img class="alignleft size-full wp-image-886" style="margin: 5px;" title="leatherback-underwater" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/leatherback-underwater.jpg" alt="" width="180" height="128" /></a>Deri sırtlı deniz kaplumbağası (<em>Dermochelys coriacea</em>), 2 metreye ulaşabilen boyu ve 600 kilograma varabilen ağırlığıyla, yaşayan en büyük kaplumbağadır. Tüm tropikal ve tropik altı okyanuslarda  bulunan deri sırtlı deniz kaplumbağası, <em>Dermochelys </em>cinsi ve Dermochelyidae  familyası  içinde varlığını sürdüren tek türdür. Deri sırtlılar, yalnızca büyüklükleriyle değil, kabuklarının temelde bağ dokudan oluşması ve kendi boyutlarındaki bir sürüngenden beklenebilecek olanın üç katı kadar metabolizma hızına sahip olmaları gibi eşsiz özellikleriyle de diğer deniz kaplumbağalarından ayrılırlar.<br />
<span id="more-885"></span> DSDK'nın metabolizma hızı, kendi boyutlarındaki bir sürüngenden beklenenin yaklaşık üç katıdır. Yüksek metabolizma hızı, derisindeki ters akımlı ısı değiştirici damar sistemi, yağlı gövdesinin sağladığı yalıtım ve büyük kütlesinin de yardımıyla, DSDK beden ısısını çevresindeki sudan 18 °C'ye varan farklarla daha yüksek tutabilmektedir. Yani bu kaplumbağalar, diğer soğukkanlı sürüngenlerin aksine, vücutlarındaki yağ deposu sayesinde, iç sıcaklık üretebilmektedirler. Aşağıdaki videoyu seyredince bu kaplumbağaları sıcakkanlı hayvanlar zannedebilirsiniz.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Z7C_6zo2dYI&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/Z7C_6zo2dYI&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>Video ID <a href="http://www.youtube.com/watch?v=Z7C_6zo2dYI" target="_blank">Z7C_6zo2dYI</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2010/05/21/siradisi-sogukkanli-deri-sirtli-deniz-kaplumbagasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Motorola milestone Android 2.1 nasıl root edilir?</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2010/05/20/motorola-milestone-android-2-1-nasil-root-edilir/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2010/05/20/motorola-milestone-android-2-1-nasil-root-edilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 05:44:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji ve Bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[motorola milestone]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=878</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz nisan ayı içerisinde motorola milestone avrupada android 2.1 güncellemesini aldı. Tabii yeni güncellemeyle beraber eğer önceki versiyonda root haklarınız var idiyse kaybettiniz. Ama üzülmeyin, artık android 2.1, motorola milestone root edilebiliyor. Peki root hakkı elde etmenin avantajları nelerdir? Telefonunuzda bir nevi daha üstün yönetim hakkı kazanıyorsunuz. Normalde kullanamayacağınız bazı programları kullanabiliyorsunuz. Örneğin, wireless tethering, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/milestone.jpg" rel="lightbox[878]"><img class="alignleft size-full wp-image-881" style="margin: 5px;" title="milestone" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/milestone.jpg" alt="" width="203" height="180" /></a>Geçtiğimiz nisan ayı içerisinde motorola milestone avrupada android 2.1 güncellemesini aldı. Tabii yeni güncellemeyle beraber eğer önceki versiyonda root haklarınız var idiyse kaybettiniz. Ama üzülmeyin, artık android 2.1, motorola milestone root edilebiliyor. Peki root hakkı elde etmenin avantajları nelerdir? Telefonunuzda bir nevi daha üstün yönetim hakkı kazanıyorsunuz. Normalde kullanamayacağınız bazı programları kullanabiliyorsunuz. Örneğin, <strong>wireless tethering</strong>, telefonunuzu kablosuz ağ bağlantısı olarak kullanabiliyorsunuz,<strong> root explorer</strong> gibi programlarla telefonunuz normalde ulaşılamayacak yerlerine, sistem dosyalarına ulaşabilirsiniz. Android market bazı ülke gurupları için farklı farklıdır. Sadece amerikadaki android marketten sunulan bazı programlara sadece <strong>market enabler</strong> isimli programla ulaşabilirsiniz ki bu program root özelliğiniz olmadan çalışmaz. Telefonunuzu <strong>overclock </strong>yapabilir verimini artırabilirsiniz.</p>
<p><span id="more-878"></span><strong>Önemli Not: Burda yapacağınız işlemler tamamen kendi sorumluluğunuz altındadır. Bu işlem normalde bilgilerinize dokunmuyor ama gene de herhangi bir işleme başlamadan önce bütün bilgilerinizin (rehber,  programlar, ajanda, kısa mesajlar, ayarlar v.s. ) bir yedeğini alınız.</strong></p>
<p>İşlem çok kolay ve kısa. Öncelikle bize lazım program ve dosyalara bakalım:</p>
<p>1.<strong>USB Drivers</strong>; Şayet yüklü değilse burdan indirebilirsiniz.(4.2.0 Download:  <a href="http://direct.motorola.com/hellomoto/Common/Drivers and Plug ins/USB_Drivers_32_bit_4.2.0.zip" target="_blank">32-bit Windows</a> |  <a href="http://direct.motorola.com/hellomoto/Common/Drivers%20and%20Plug%20ins/USB_Drivers_64_bit_4.2.0.zip" target="_blank">64-bit Windows</a>).<br />
2.<strong>RSD Lite</strong> (4.6.0 Download:  <a href="http://and-developers.com/motorola_milestone:tools:rsd_lite" target="_blank">32/64-bit Windows</a> için).<br />
3.<strong>Vulnerable Recovery SBF</strong> for bootloader 90.78 and lower ONLY  (<a href="http://craigcrawford.pwp.blueyonder.co.uk/milestone/vulnerable_recovery_only_RAMDLD90_78.rar" target="_blank">indir</a>).<br />
4.<strong>Milestone root update.zip</strong> (<a href="http://craigcrawford.pwp.blueyonder.co.uk/milestone/milestone_root.zip" target="_blank">indir</a>).</p>
<p>Artık başlayalım. Bu kadar çok dosya gözünüzü korkutmasın. İki işlem yapacağız sadece.</p>
<p>1. Motorola milestone için USB sürücülerini ve ardından RSD lite bilgisayarınıza yükleyin.</p>
<p>2. Vulnerable recovery SBF dosyasını açın içindeki vr.sbf dosyasını bilgisayarınızın herhangi bir yerine kopyalayın.</p>
<p>3. Şimdi telefonunuzun bootloader menüsüne gireceğiz. Telefonunuz kapalı konumdayken klavyesindeki <strong>D-pad</strong>in (klavyenin sağ kısmındaki yün tuşları) üst tuşuna ve <strong>power </strong>(açma-kapama) tuşuna aşağıdaki gibi yazılar çıkana kadar beraber basılı tutun.</p>
<pre dir="ltr">Bootloader
&lt;version number&gt;

Battery OK
OK to Program
Connect USB
Data Cable
</pre>
<p>4.Şimdi telefonunuzu bilgisayara USB kablosu aracılığıyla bağlayın ekrandaki son satırlar şöyle değişeceltir.</p>
<pre dir="ltr">Transfer Mode:
USB
</pre>
<p>5. Şimdi RSD Lite programını çalıştırın. Browse kısmından vr.sbf dosyasını seçin. Startı tıklayın. Kısa bir işlem yapacaktır. İşlem bittikten sonra telefonunuzun sd kartına daha önce indirdiğiniz milestone_root.zip dosyasını kopyalayın.</p>
<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/rsdlite.png" rel="lightbox[878]"><img class="aligncenter size-medium wp-image-879" title="rsdlite" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/rsdlite-300x186.png" alt="" width="300" height="186" /></a></p>
<p>6. milestone_root.zip dosyasının adını <strong>update.zip</strong> olarak değiştirin (yoksa işe yaramayacaktır)</p>
<p>7. Telefonunuzu kapatın.</p>
<p>8. Telefon kapalıyken kamera ve açma-kapama (power) tuşlarına beraber basık tutun. Motorola işareti çıktıktan sonra power tuşunu bırakın ama kamera tuşu basılı kalsın. İçinde ünlem bulunan üçgen işareti çıkıncaya kadar basılı tutun. Sonra sağ taraftaki ses düğmesinin üst (ses açma) kısmına ve kamera tuşuna basın. Bir takım yazılar çıkacaktır.</p>
<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/recovery.jpg" rel="lightbox[878]"><img class="aligncenter size-medium wp-image-880" title="recovery" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/recovery-300x294.jpg" alt="" width="300" height="294" /></a></p>
<p>9.<strong>apply sdcard:update.zip</strong> komutunu D-Pad, yani klavyenin yön tuşlarını kullanarak seçin.</p>
<p>Geri kalan işlemi kendisi kısa sürede yapacaktır.</p>
<p>10. işlem bitince <strong>Reboot system now</strong> komutunu seçin. Telefonunuz normal olarak açılacaktır. Root ile ilgili bir işlem kullanmadığınız müddet root hakkı elde ettiğiniz görünürde belli olmayacaktır.</p>
<p>Hayırlı olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2010/05/20/motorola-milestone-android-2-1-nasil-root-edilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hem donuyorlar hem 3 ay nefes almıyorlar;boyalı kaplumbağalar</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2010/05/17/hem-donuyorlar-hem-3-ay-nefes-almiyorlarboyali-kaplumbagalar/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2010/05/17/hem-donuyorlar-hem-3-ay-nefes-almiyorlarboyali-kaplumbagalar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 08:45:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Boyalı kaplumbağa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=871</guid>
		<description><![CDATA[Soğuk iklimde yaşayan tatlı su kaplumbağası türü olan boyalı kaplumbağalar(Chrysemys picta) sonbaharda derin bir nefes alıp dibe dalarlar ve ilkbahara kadar bir daha su yüzüne çıkmazlar. Bu geçen sürede adeta kış uykusuna yatmış gibi oksijensiz bir şekilde çamura batmış halde kalırlar. Bütün omurgalıların oksijene ihtiyaç duyduğu göz önüne alınırsa, bunların çamur içinde uzun bir süre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/painted_turtle.jpg" rel="lightbox[871]"><img class="alignleft size-full wp-image-873" style="margin: 5px;" title="painted_turtle" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/painted_turtle.jpg" alt="" width="192" height="184" /></a>Soğuk iklimde yaşayan tatlı su kaplumbağası türü olan boyalı kaplumbağalar(<em>Chrysemys picta</em>) sonbaharda derin bir nefes alıp dibe dalarlar ve ilkbahara kadar bir daha su yüzüne çıkmazlar. Bu geçen sürede adeta kış uykusuna yatmış gibi oksijensiz bir şekilde çamura batmış halde kalırlar. Bütün omurgalıların oksijene ihtiyaç duyduğu göz önüne alınırsa, bunların çamur içinde uzun bir süre canlı kalabilmeleri ilginçtir. Bu tür kaplumbağalar, 3°C’- de en az üç ay oksijensiz kalabilmektedirler. Bir diğer şaşırtıcı özellik ise boyalı kaplumbağa yavrular yumurtadan çıkar çıkmaz donuyorlar (supercooling). Mevsim kış olduğu için dıaşrıda yiyecek yok,çıkmanın da bir anlamı yok. Ölmemek için donuyorlar. Hücrelerindeki antifriz madde sayesinde sadece hücre dışı sıvılar donuyor ve hücreler zarar görmüyor. Sonra bahar geldiğinde tamamen normal hayatlarına dönebilirler.</p>
<p><span id="more-871"></span></p>
<p>Peki nefes almadan nasıl yaşarlar? Oksijensiz glikoliz (şeker yıkımı) ile enerjilerini sağlarlar. Oksijen yokluğu ve düşük sıcaklık sebebi ile metabolizmaları yavaşlar, dolayısıyla enerji ihtiyaçları çok azalır. Hata bu azalma kalp atış ritmini 10 dakikada bir atıma kadar düşürür; depo glikojenin harcanması ve artık madde olan aklik asidin birikmesi son derece yavaş olur. Yine de kaplumbağa büyük enerji depolarına ve 200 mg/lt gibi yüksek laktik asit oranlarını tolere edebilecek tamponlama mekanizmalarına sahiptir.</p>
<p>Laktik asidin nötralize edilmesi kaplumbağanın kabuğundaki zengin minerallerden kalsiyum ve magnezyum karbonatların kana bırakılmasıyla olur. Uzun oksijensizlik döneminde, idrar atılımının da tamamen durması sebebi ile kandaki artan kalsiyum ve magnezyumun bu şekilde laktik aside bağlanması sonucu bu minerallerin vücuda zararlı hale gelmesi de önlenmiş olmaktadır.</p>
<p>Çoğu omurgalılar, kalp ve beyin gibi hayati organlarının kesintisiz olarak oksijene ihtiyaç göstermeleri sebebi ile oksijensiz kalmayı tolere edemezler. Bu kaplumbağada ise, her iki organında da özel olarak yerleştirilmiş bir uyum mekanizmasıyla gereken miktarda ATP (enerji kullanımına ait molekül) üretmeye başlar. Ne kadar enerji harcıyorsa ona uygun miktarda üretim yapılmasının çok hassas bir mekanizmayla kontrol edildiği anlaşılmaktadır.</p>
<p>Oksijensiz kalan beyinde ATP’nin yapımının azalması, glikoliz yolundaki enzim aktivitelerinin azaltılması yolu ile gerçekleşir. Buna paralel olarak zarlar arası iyon pompası gibi en çok enerji kullanılan işlemlerin de azaltılması gerekir. Bu hadise iki şekilde gerçekleşmektedir. Önce beynin elektronik aktivitesi azaltılır, ikinci basamakta beyinde hücre zarları, iyon pompalarının kapatılması ile iyonları daha az alıp verir hale gelirler. Bu düşmeyi, sodyum, potasyum, kalsiyum iyonları üzerinde yapılan deneyler de desteklemektedir.</p>
<p>Uzun süren oksijensizlik döneminde hayvanın beyin ve vücut dengeleri de bozulur; fakat bu durum yavaş gelişir. En düşük seviyede korunan fonksiyonlar, sistemi çalışır halde tutmaya yeter ve tekrar solunum başladığında ve oksijen hücrelere ulaştığında, bozulmuş olan dengeler hızla düzelir. Sonuçta normal fizyoloji tekrar sağlanmış olur. Sebepler , tesadüf ve adaptasyonla kendi kendine gelişmesine imkan olmayan bu kadar mükemmel fizyolojik, mekanizmalarla donatılan aciz kaplumbağaya, ihtiyacı olan hususi oksijen ve enerji metabolizmalarını verebilecek ilim ve kudreti düşündüğümüz- de hayranlıktan ağzımızın açık kalmaması mümkün değil gibi geliyor.<br />
(Sızıntı Dergisinden, Dr. Bülent Türker'in yazısından alıntı yapılmıştır.)</p>
<p>Bu harika kaplumbağaları görmek isterseniz aşağıdaki videoyu seyredin.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Hqh2R4JgJzQ&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/Hqh2R4JgJzQ&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=Hqh2R4JgJzQ" target="_blank">Video link</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2010/05/17/hem-donuyorlar-hem-3-ay-nefes-almiyorlarboyali-kaplumbagalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ele avuca gelmeyen balık; Sülük balığı</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2010/05/13/ele-avuca-gelmeyen-balik-suluk-baligi/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2010/05/13/ele-avuca-gelmeyen-balik-suluk-baligi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 11:13:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[sülük balığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=864</guid>
		<description><![CDATA[Çenesiz balıklar (Agnatha), notokorda (sırt ipliği) çubuk biçiminde omurgaları kıkırdak yapısında olan çeneleri ve yüzgeçleri bulunmayan bir balık sınıfıdır.Yaşayan türlerinda gövde pulları ve gerçek anlamda çene bulunmaz. İskeletleri kıkırdaktan oluşmuştur ve oksijeni çift solungaçlarıyla alırlar. Solungaçlar cep içinde olup dış görünüşleri bir yılanı andırır. Çeneleri ve çift yüzgeçleri yoktur.  Çenesiz balıklardan sülük balığının(hagfish), aslında kesin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/hagfish.jpg" rel="lightbox[864]"><img class="alignleft size-full wp-image-865" style="margin: 5px;" title="hagfish" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/hagfish.jpg" alt="" width="191" height="117" /></a>Çenesiz balıklar (Agnatha), notokorda (sırt ipliği) çubuk biçiminde omurgaları kıkırdak yapısında olan çeneleri ve yüzgeçleri bulunmayan bir balık sınıfıdır.Yaşayan türlerinda gövde pulları ve gerçek anlamda çene bulunmaz. İskeletleri kıkırdaktan oluşmuştur ve oksijeni çift solungaçlarıyla alırlar. Solungaçlar cep içinde olup dış görünüşleri bir yılanı andırır. Çeneleri ve çift yüzgeçleri yoktur.  Çenesiz balıklardan sülük balığının(hagfish), aslında kesin bir balık türü olup olmadığı tartışmalıdır. İlk bakışta yılan balığını andıran sülük balıklarının ürpertici bir yaşama biçimi vardır. Canlı ya da ölü bir balığın gövdesini oyup içine giren bir sülükbalığı beslenerek yoluna devam eder. Etini yiye yiye oyduğu canlı balık uzunca bir süre yaşamını sürdürebilir. Ölmüş iri bir balığın içinde 100'ü aşkın sülükbalığı bulunmuştur. Sülükbalıkları aynı zamanda denizlerin dibindeki çamurlarda ölü ya da canlı solucanlar, yumuşakçalar ve öbür deniz omurgasızlarını bulmak için oyuklar açar.</p>
<p><span id="more-864"></span></p>
<p>Bu balıkların en belirgin özelliği yapışkan, sümüksü madde salgılamalarıdır. Aslında bu çok özel bir madde. Mikrolifli proteinler suyla temas ettiğinde, jelatinimsi yapışkan bir maddeye dönüşür. Yakalandığında kendine düğüm atarak, kaygan madde vasıtasıyla kurtulur. Araştırmacılar, okbalığının daha çok diğer balıklar tarafından avlanıldığını ve bu yapışkan jelin, balıkların solungaçlarını tıkamasıyla kendilerini koruduklarını düşünüyorlar. Videoda da göreceksiniz ki, bu öyle bir madde ki kuşlar bile gagalarında tutamıyorlar bu balığı.<br />
Şimdilerde bu salgının kullanımı (biyolojik bozunabilir polimer elde edilmesi ile dolgu jölesi ve kan pıhtılaştırıcı özellikleri) üzerinde çalışılmaktadır. Eti Japonya ve Kore’de yenilmekte ve derisinden yararlanılmaktadır.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/BcsG8DYWx5M&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/BcsG8DYWx5M&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>Video ID: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=BcsG8DYWx5M" target="_blank">BcsG8DYWx5M</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2010/05/13/ele-avuca-gelmeyen-balik-suluk-baligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Derinliklerin korkunç yaratıkları; Vampir Ahtapotlar</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2010/05/12/derinliklerin-korkunc-yaratiklari-vampir-ahtapotlar/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2010/05/12/derinliklerin-korkunc-yaratiklari-vampir-ahtapotlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 08:16:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[vampir ahtapot]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=860</guid>
		<description><![CDATA[Vampir ahtapotlar, Vampyroteuthis infernalis, kafadan ayaklıların, Vampyromorphida takımının yaşayan tek temsilcisidir. Aslında ne ahtapottur ne de mürekkep balığı. İkisine benzer özellik gösteren kendine has bir canlıdır. Vampir ahtapotlar, okyanus derinliklerinde, 600-900 metre arası karanlık sularda yaşarlar. Mavi gözlü, kırmızımsı deriye sahip bu canlıların kolları arasında perde vardır. Kafasından çıkan kulağı andıran iki yüzgeç vasıtasıyla hareket [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/vampire20squid.jpg" rel="lightbox[860]"><img class="alignleft size-full wp-image-861" style="margin: 5px;" title="vampire20squid" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/vampire20squid.jpg" alt="" width="172" height="118" /></a>Vampir ahtapotlar, <em>Vampyroteuthis infernalis</em>, kafadan ayaklıların, Vampyromorphida takımının yaşayan tek temsilcisidir. Aslında ne ahtapottur ne de mürekkep balığı. İkisine benzer özellik gösteren kendine has bir canlıdır. Vampir ahtapotlar, okyanus derinliklerinde, 600-900 metre arası karanlık sularda yaşarlar. Mavi gözlü, kırmızımsı deriye sahip bu canlıların kolları arasında perde vardır. Kafasından çıkan kulağı andıran iki yüzgeç vasıtasıyla hareket eder. Bu karanlık sularda yaşayan birçok canlı gibi vampir ahtapotlarda ışık yayma özelliğine sahiptirler. Fotofor denilen organlardan ışık yayarlar. Özellikle tehlike anında herbir kolunda bulunan bakterilerin yaydığı mavi ışık av veya avcıların dikkatini dağıtmada çok işe yarar. Işığın olmadığı bu derinliklerde bu denli bir ışık gösterisi vampir ahtapotları oldukça korkunç kılmaktadır.</p>
<p><span id="more-860"></span>Vampir ahtapotlar çok istisna bir başka özelliğe daha sahiptirler. Tehlike durumunda vücudlarının iç tarafını tamamen dışa çevirirler, bir elbisenin içini dışarı çıkarır gibi. Aslında çok yumuşak olan dikenimsi yapılarla kaplı iç yüzeyi avcıları bir kez daha düşündürecek görüntüye sahiptir. Bu tamamen bir blöftür. Aşağıdaki videoları seyredince, her ne kadar insanlar için tehlikeli olmasa da bu canlının etrafında olmak istemeyeceksinizdir.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/7mS__SOtGWY&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/7mS__SOtGWY&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/S3CJIKKSUpg&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/S3CJIKKSUpg&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>Video #1 <a href="http://www.youtube.com/watch?v=7mS__SOtGWY" target="_blank">7mS__SOtGWY</a></p>
<p>Video #2 <a href="http://www.youtube.com/watch?v=S3CJIKKSUpg" target="_blank">S3CJIKKSUpg</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2010/05/12/derinliklerin-korkunc-yaratiklari-vampir-ahtapotlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahtapotların iki harika savunma tekniği</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2010/05/11/ahtapotlarin-iki-harika-savunma-teknigi/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2010/05/11/ahtapotlarin-iki-harika-savunma-teknigi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 May 2010 08:11:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[ahtapot]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=856</guid>
		<description><![CDATA[Ahtapotlar, yumuşakçaların kafadan ayaklılar sınıfından 8 ayaklı (kollu) hayvanlardır. Kayalar üstünde kollarıyla sürünerek ve suyu hunisinden püskürterek hareket eder. Küçük türleri kayalık ve yarıklar arasında gizlenerek avlanır. İnsan ve büyük hayvanlardan saklanırlar. Çekmenli kollarıyla yengeçleri yakalar, kabuklarını boynuzsu ikiz çeneleriyle ve dişli dilleriyle parçalarlar. Parlak ve ses çıkaran nesnelere karşı çok meraklıdırlar. Ters çevrilip bakılırsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/octopus.jpg" rel="lightbox[856]"><img class="alignleft size-medium wp-image-858" style="margin: 5px;" title="octopus" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/octopus-300x300.jpg" alt="" width="168" height="168" /></a>Ahtapotlar, yumuşakçaların kafadan ayaklılar sınıfından 8 ayaklı (kollu) hayvanlardır. Kayalar üstünde kollarıyla sürünerek ve suyu hunisinden püskürterek hareket eder. Küçük türleri kayalık ve yarıklar arasında gizlenerek avlanır. İnsan ve büyük hayvanlardan saklanırlar. Çekmenli kollarıyla yengeçleri  yakalar, kabuklarını boynuzsu ikiz çeneleriyle ve dişli dilleriyle parçalarlar. Parlak ve ses çıkaran nesnelere karşı çok meraklıdırlar. Ters çevrilip bakılırsa tam ortada kuş gagasına benzeyen sert, koyu renkli ve kesici ağzı görülür. Bunun haricinde ahtapotların vücudunda kemik veya kıkırdak gibi sert yapı yoktur. Neredeyse tamamen kasdan ibaret bu hayvanların birinci savunma tekniği, vücutlarının 10' da biri kadar bile olan yerlere sığabilmesidir. Sert ağız plakaları sığdıktan sonra aslında ahtapotun giremeyeceği yer yoktur.</p>
<p><span id="more-856"></span>Bu sayede kayalıklar arasında çok küçük yarıklara bile girip saklanabilir, avlarına tuzak kurabilirler. İkinci özellikleri ise çok daha sıradışı. Derilerinde renk değiştirebilen kromatofor hücreleri sayesinde çok hızlı bir şekilde renk değiştirip, kamufle olabilirler. Hatta bazen bu renk değiştirme özelliklerini avlarını bir nevi hipnotize etmede de kullanırlar. Bu hızlı renk değiştirme kabiliyetleriyle hayvanlar aleminde eşsiz bir yere sahiptir ahtapotlar.</p>
<p>Bu iki özelliği aşağıdaki videolarda ayrı ayrı seyredebilirsiniz.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/RGlouOpNlfs&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/RGlouOpNlfs&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/SmUx4US74nU&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/SmUx4US74nU&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>Video #1: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=RGlouOpNlfs" target="_blank">RGlouOpNlfs</a></p>
<p>Video #2: <a href="http://www.youtube.com/watch?v=SmUx4US74nU" target="_blank">SmUx4US74nU</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2010/05/11/ahtapotlarin-iki-harika-savunma-teknigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamuflaj sanatçısı dekoratör yengeçler</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2010/05/10/kamuflaj-sanatcisi-dekorator-yengecler/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2010/05/10/kamuflaj-sanatcisi-dekorator-yengecler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 05:35:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayvanlar Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[dekorator yengec]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=851</guid>
		<description><![CDATA[Dekoratör yengeç, Naxia tumida, Avustralyanın gel-gitlerin yaşandığı ılıman sahillerinde yaşayan küçük yengeç türüdür. Adını, kendini korumak için, kabuğunu deniz dibinden çıkardığı su yosunlarıyla kaplamasından alır. Böylece bu kabuklu deniz hayvanı, saklanmak için miğferlerini yapraklarla donatan askerleri andırır. Eğer resmin üzerine tıklarsanız, açılan resimdeki nesnenin yaşayan bir yengeç olduğunu farkedemezsiniz bile.Hatta bazı türler, özellikle balıklara karşı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/Decorator-Crab.jpg" rel="lightbox[851]"><img class="alignleft size-full wp-image-852" style="margin: 5px;" title="Decorator-Crab" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2010/05/Decorator-Crab.jpg" alt="" width="175" height="149" /></a>Dekoratör yengeç, <em>Naxia tumida</em>, Avustralyanın gel-gitlerin yaşandığı ılıman sahillerinde yaşayan küçük yengeç türüdür. Adını, kendini korumak için, kabuğunu deniz dibinden çıkardığı su yosunlarıyla kaplamasından alır. Böylece bu kabuklu deniz hayvanı, saklanmak için miğferlerini yapraklarla donatan askerleri andırır. Eğer resmin üzerine tıklarsanız, açılan resimdeki nesnenin yaşayan bir yengeç olduğunu farkedemezsiniz bile.Hatta bazı türler, özellikle balıklara karşı caydırıcı toksik taşıyan kahverengi yosunları kullanırlar. Böylece sadece kamufle olmazlar aynı zamanda da kimyasal zırh taşırlar. Dekoratör yengeçler etraftan topladıkları malzemeleri çiğneyip, tükrük benzeri bir salgıyla karıştırırlar. Bu kısa zamanda sertleşip yapışkan olan bir maddedir.</p>
<p><span id="more-851"></span>Bu sayede malzemeleri vücudunun başta kabuğu olmak üzere çeşitli yerlerine takabilirler. Ayaklarının bu iş için tasarlanmış yapısından dolayı bu yengeçlere cırtcırt (velcro) yengeç de denilmektedir. Bu kadarla da bitmiyor. dekoratör yengeçler tehlike anında hemencecik donmuş gibi kaskatı hareketsiz kesilebiliyorlar. Böylece cansız bir nesneymiş gibi görünüyorlar. Bu yengeçlerin bir de çeşitli takıların olduğu ortamda olduğunu düşünün. kim bilir nasıl süslenirlerdi? Merak mı ettiniz? İşte seyredin.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/MZZ9ZqM9Vak&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/MZZ9ZqM9Vak&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>(Videoları youtube a upload edip ordan siteye ekliyorum ama işin doğrusu youtube un Türkiyede hala yasak olduğunu unutmuşum. Bunun için youtube video ID numarasını da vereceğim artık) Aynı videonun youtube ID'si:</p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=MZZ9ZqM9Vak" target="_blank">MZZ9ZqM9Vak</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2010/05/10/kamuflaj-sanatcisi-dekorator-yengecler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

