<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biyo-Tek &#187; Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.sonefe.org/category/saglik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sonefe.org</link>
	<description>Günlüğüm...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 10 Jan 2011 14:14:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
		<item>
		<title>Suni Tatlandırıcılarda Kalori Yok mu?</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2009/06/04/suni-tatlandiricilarda-kalori-yok-mu/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2009/06/04/suni-tatlandiricilarda-kalori-yok-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 09:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji ve Biyoloji eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[suni tatlandırıcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sonefe.org/?p=724</guid>
		<description><![CDATA[Tat alma, beş duyudan biridir. Dil'e temas eden yiyeceklerin dilde bulunan tat tomurcukları içerisindeki kemoreseptörler (yada daha yaygın adıyla kemosensör) tarafından algılanması sonucu oluşur. Bilinen beş farklı tat vardır; Tatlı, Ekşi, Tuzlu, Acı ve Yakıcı'dır. Bazı bilim adamları; yağlı, metalik gibi tatların olması gerektiğini öne sürüyor. Yaygın kanının aksine biber acı değil yakıcıdır. Acı olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2009/06/artificial-sweeteners-8-300x166.jpg" rel="lightbox[724]"><img class="alignleft size-medium wp-image-727" style="margin: 5px;" title="artificial-sweeteners-8" src="http://www.sonefe.org/wp-content/uploads/2009/06/artificial-sweeteners-8-300x166.jpg" alt="artificial-sweeteners-8" width="187" height="103" /></a>Tat alma, beş duyudan biridir. Dil'e temas eden yiyeceklerin dilde bulunan tat tomurcukları içerisindeki kemoreseptörler (yada daha yaygın adıyla kemosensör) tarafından algılanması sonucu oluşur. Bilinen beş farklı tat vardır; Tatlı, Ekşi, Tuzlu, Acı ve Yakıcı'dır. Bazı bilim adamları; yağlı, metalik gibi tatların olması gerektiğini öne sürüyor. Yaygın kanının aksine biber acı değil yakıcıdır. Acı olan cisimler kahve, greyfurt, kakao ve benzeri şeylerdir. Bu farklı tatlar kemosensörlerin bazı maddelere duyarlılığından ortaya çıkıyor. Örneğin tuzlu tat sodyum iyonlarının, ekşi hidrojen iyonlarınınn, acı tat quinine maddesinin kemosensörlerin elektrik sinyali üretmeine yol açtığı için oluşur.</p>
<p><span id="more-724"></span>Tatlı ise değişik organik moleküller tarafından oluşturulur ki biz bunlara şeker diyoruz. Tüm monosakaritler ve disakaritler (çayımıza koyduğumuz şeker sükrozdur) tatlıdır.</p>
<p>Şimdilerde bazı yiyecek ve içeceklerde şeker yerine suni tatlandırıılar kullanılıyor. Sakarin, aceulfame K (Sunette) gibi tadlandırıcılar vücuda herhangi bir kalori vermemektedirler. Bunun anlamı aslında şudur; Bu maddeler hücre içerisinde ATP oluşumuna yol açacak herhangi bir kimyasal reaksiyona girmemektedir. Düşük kalori yaklaşımıyla ortaya çıkan aspartamın işleyişi oldukça ilginçtir. Aspartam, fenilalanin ve aspartik asit amino asitlerinden oluşan bir dipeptittir. Birçok protein gibi enerji eldesi için kullanılabilir. Genel olrak 1 gram protein yıkımından 4 kalori enerji elde edilir. Bu değer şekerden elde edilecek enerjiyle aynıdır. Peki o zaman asıl soru şu; Madem aspartam ve şekerin metabolizmasından aynı miktarda enerji açığa çıkıyor o zaman aspartam nasıl düşük kalorili oluyor? İşin sırrı aspartamın şekerden 160 kat daha tatlı olmasında. Bir çay kaşığı aspartam (4 kalori) 160 kaşıklık şekerle (640 kalori) aynı tatlandırıcı etkiye sahip. Bu da oldukça büyük bir fark doğrusu.</p>
<p>Peki light yada diyet yiyecek ve içecekler zayıflamaya yardım eder mi? Bu da ayrı bir tartışma konusu. İnternette azıcık dolaşırsanız aspartamın birçok yan etkisinin bulunduğunu söyleyen siteye rastlarsınız. Bazı makalelere göre 92 yan etkisi mevcut. En iyisi aslından bu tip gazlı içecekleri hiç içmemek ama illede içilecekse light-diyet olanları değil normalleri tercih edilmeli bence. Light içeceklerde suni tatlandırıcı olarak aspartam var. Suni tatlandırıcıların yan etkileri ayrı bir makale konusu olduğu için burada noktalıyorum.</p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2009/06/04/suni-tatlandiricilarda-kalori-yok-mu/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2009/06/04/suni-tatlandiricilarda-kalori-yok-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğle Uykusu (Kaylule)</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/04/15/ogle-uykusu-kaylule/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/04/15/ogle-uykusu-kaylule/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Apr 2008 08:55:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji ve Biyoloji eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kaylule]]></category>
		<category><![CDATA[öğle uykusu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.efem.dnip.net/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[Günboyu çalışan ve sürekli faal durumda olan insanın belli vakitlerde, özellikle öğleyin uyuması yaradılışından gelen, tabiî bîr hâldir. Acaba insanın-hele beton yığını, elektrik ağı ve gürültünün arasında yorgun düşen günümüz insanının-günboyu yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra geceleyin rahat bir şekilde uyuması sağlık açısından yeterli midir?! "Hayır!" diyor Max Planck Enstitüsü Uyku Araştırma Dalı uzmanları ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="float: left; margin: 5px;" src="http://www.smart-kit.com/wp-content/uploads/2007/04/sleep-learning.jpg" alt="" width="195" height="130" />Günboyu çalışan ve sürekli faal durumda olan insanın belli vakitlerde, özellikle öğleyin uyuması yaradılışından gelen, tabiî bîr hâldir. Acaba insanın-hele beton yığını, elektrik ağı ve gürültünün arasında yorgun düşen günümüz insanının-günboyu yoğun bir şekilde çalıştıktan sonra geceleyin rahat bir şekilde uyuması sağlık açısından yeterli midir?! "Hayır!" diyor Max Planck Enstitüsü Uyku Araştırma Dalı uzmanları ve psikologlar...</p>
<p>Fıtriliği kat'i olarak anlaşılan öğle uykusu, insan sağlığı ve zindeliği açısından büyük rol üstlenmektedir...</p>
<p><strong>İnsan vücudu en çok hangi saat dilimlerinde uyku ihtiyacı duyar? </strong><br />
Gün içerisinde iki kez vücut ısısı düşer. Birisi sabaha karşı 03.00 sıralarında, diğeri ise öğleden sonra 14.00- 15.00 saatleri arasında olur. <span id="more-133"></span>İnsanların öğle yemeğinin ağırlığına bağladığı bu rehavet dönemi, aslında vücudun uykuya en meyilli olduğu saat dilimidir. Bu saat aralıkları uykunun en kaliteli olduğu zamandır. Kaliteli uyku, insan vücuduna uzun süre uyumaktan çok daha fayda sağlar.</p>
<p>Dr. Mehmet İbiş "Özellikle Akdeniz ülkelerinde, örneğin Yunanistan'da öğleden sonra ara verilir. Bu aralarda "siesta" adı verilen kısa uykularını yaşarlar. Siesta, altıncı saat demek. Sabah 6"da kalktıklarını varsayarsak, öğle 12"de uyuyorlar" diyor.</p>
<p><strong>Öğle uykusunun süresi ne kadar olmalı? </strong><br />
Çocuklar yaklaşık 1-2 saat öğle uykusuna ihtiyaç duyar. Erişkinler içinse 15-20 dakika yeter. Memorycenter Nöropsikoloji Merkezi"nden Prof. Nevzat Tarhan, bu uykuların yarım saatle sınırlanması gerektiğine dikkat çekiyor: "Öğle uykusu; yorgun, enerjisi azalmış vücudun ve beynin soluk almasını sağlıyor. Beynin yıpranmasını önleyici etkisi var; fakat yarım saati geçmemeli. Yoksa gece uykusuzluğa sebep olur."</p>
<p><strong>Öğle Uykusunun yararınına dair bilimsel deneyler</strong></p>
<p>Max Planck Enstitüsünde uyku araştırmacısı vazifesini yürüten Dr. Zulley, iş yerlerinde çalışanlar üzerinde yaptığı gözlemlerinin ışığında laboratuvarda da aynı ortam muhafaza edilmek suretiyle öğle uykusu üzerinde araştırmalarda bulundu.</p>
<p><img src="http://www.zennube.com/newsgfx/uyuyan_bebek.jpg" alt="" width="207" height="207" /></p>
<p>Deneğin vücudunun belli merkezlerine bağlanan ölçüm cihazı kasların gerilimini, hareketlerini ve tansiyonu kontrol etmekte, elektrotlar ise beyin dalgalarını ve göz hareketlerini kaydetmektedir.Vücut ısısı da bir taraftan izlenmektedir.İki saat kadar süren bu gözlemin neticesinde elde edilen 80 m.lik bilgisayar dökümanları bize şunu fısıldıyordu:  <span style="text-decoration: underline;">Öğle uykusu insanın kalbini, beynini,ruhunu,hasılı umum vücut mekanizmasını ayarlayan ve yoluna koyan tabii bir hadisedir...İşte bunlar,fıtriliğini kat'i olarak kabul ettiğimiz öğle uykusunun uyku ritimlerinin temelini oluşturmaktadır...</span></p>
<p>Uyku araştırmacısı Jim Horne ise vücut ritminin bir işareti olarak vücut sıcaklığını kullandı. Deneğin vücut sıcaklığı, zihnî kabiliyete paralel olarak gündüz yükseliyor, gece düşüyordu. Öğleden sonra zinde ve hafif, sabahın erken saatlerinde ise yarı uyur durumda oluyorlardı.</p>
<p><img src="http://www.loadtr.com/b-79745-tencerede_uyuyan_%C3%A7ocuk.jpg" alt="" width="259" height="188" /></p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Öğle uykusu, beden ve ruh sağlığı açısından gece uykusuna göre daha müessirdir. Öğle uykusu, gece kalkmaya yardımcı olduğundan sünnet olduğu gibi, aynı zamanda hem ömrün, hem de rızkın artmasına vesile olmaktadır. Çünkü yarım saat öğle uykusu (kaylûle) iki saat gece uykusuna denk gelmektedir.</span> Demek, ömrüne her gün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızık için çalışma müddetine yine birbuçuk saati ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışma zamanına ilâve ediyor .</p>
<p>Batılı bilim adamlarının yeni keşfettiği bu hakikat Yüce Rehber'in (sav) hayatında yer almaktadır. O'nun (sav), gece kalkmayı kolaylaştırmak için ümmetine öğleyin bir miktar uyumayı tavsiye ettiğini ve kendisinin de devamlı olarak öğleden sonra bir miktar uyuduğunu  hattâ çoğu kez askerî harekât esnasında bile öğle uykusunu terk etmediğini  görmekteyiz.</p>
<p>Demek âlemlere rahmet olarak gönderilen O Zât (sav), beşeri ihtiyaçların giderilmesinde bile İlâhî mesajlarla hareket ediyor, rahmet olarak gönderildiğini bütün davranışlarında isbat ediyor. İnsanlığın saadeti O'nun sünnetine uymakla mümkün olacaktır. Bu hususta Yüce Yaratıcının "Sizin için Resûlullâh'ın hayatı en güzel nümûne-i imtisaldir"  teminâtı yetmez mi?</p>
<p>(Aydın Boz'un ve Dr. Turan Atay'ın yazılarından ve Aksiyon dergisinden alıntı yapılmıştır.)</p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/04/15/ogle-uykusu-kaylule/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/04/15/ogle-uykusu-kaylule/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arılar ve Arı Alerjisi</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/03/23/arilar-ve-ari-alerjisi/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/03/23/arilar-ve-ari-alerjisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Mar 2008 10:54:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji ve Biyoloji eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.efem.dnip.net/2008/03/23/arilar-ve-ari-alerjisi/</guid>
		<description><![CDATA[Arı sokması sonucu arı venomunda bulunan kimyasal maddeler sokulan yerde kaşıntılı ve ağrılı lezyonlar oluşturur. Nadir olarak da bu venomlara karşı allerjk reaksiyon sonucu lokal veya sistemik anafilaktik şok (allerjik reaksiyonların en şiddetlisi) meydana gelebilir. Pek çok cins arı olduğu halde sadece bir veya birkaç tanesinin ciddi allerjik reaksiyona sebep olabilmektedir. Arılar genel olarak Hymenoptera [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://citybugs.tamu.edu/FastSheets/images/honey_bee_web.jpg" alt="" hspace="5" vspace="5" width="162" height="178" align="left" />Arı sokması sonucu arı venomunda bulunan kimyasal maddeler sokulan yerde kaşıntılı ve  ağrılı lezyonlar oluşturur. Nadir olarak da bu venomlara karşı allerjk reaksiyon sonucu lokal veya sistemik anafilaktik şok (allerjik reaksiyonların en şiddetlisi) meydana gelebilir. Pek çok cins arı olduğu halde sadece bir veya birkaç tanesinin ciddi allerjik reaksiyona sebep olabilmektedir.</p>
<p>Arılar genel olarak Hymenoptera familyası altında toplanırlar. Kendi aralarında iki guruba ayrılırlar:</p>
<p><strong>Birinci grup bal arısı (Apidae): </strong>Evcil ve yabani olan iki cinsi vardır. Bal arılarının boyu 1.5 cm olup vücutları sarı siyah çizgili ve tüylüdür. Sıcak iklimde yaşamayı severler. Bal arıları insanlar tarafından yapılmış yuvalara yerleşip yabancılık çekmeden yaşarlar ve larvalarını polen ve bal ile beslerler. <span id="more-108"></span>Kendilerine zarar verilmedikçe sokmazlar. Sokma sebebi de savunma amaçlı olup yuvalarını korumak içindir. Bu yüzden yuvaları civarinda güvende olduklarından daha uysaldırlar. Bal arılarının sadece dişi olanları sokar; iğnesi ve karnının bir bölümü zehir kesesiyle birlikte soktukları yerde kaldığından kendileri hemen ölürler.</p>
<p><img src="http://www.nlm.nih.gov/medlineplus/ency/images/ency/fullsize/19327.jpg" alt="ari-sokmasi.jpg" /></p>
<p><strong>İkinci grup:</strong> Vespoidea gurubunda toplanır. Bu grupta sarıca arı, eşek arısı, yaban arısı yer alır.</p>
<p><strong>Sarıca arı</strong>: Parlak sarı renkli ve siyah işaretlidir. 1.5 cm boyundadırlar.</p>
<p>Yuvalarını genel olarak ağaç ovuklarına ve çatı altlarına yapar. Bu sebeple piknik alanlarında çok görülür. Besin maddesi olan yerlerde dolaşır ve hiç sebep yokken sokabilirler. Meyve sularını severler ve hiç çekinmedem meyve suyu şişelerine girip çıkabilirler.Dişicinsleri kendilerinden proteinli besin istediklerinden piknik yerlerinde köftelerin üzerinde ve etrafında ısrarla dolaşırlar.</p>
<p><strong>Eşek arısı (Hornet):</strong></p>
<p><a class="thickbox" title="hornet.jpg" href="http://www.sonefe.org/wp-content/gallery/resim-galerisi/hornet.jpg" rel="lightbox[108]"><img src="http://www.sonefe.org/wp-content/gallery/resim-galerisi/hornet.jpg" alt="hornet.jpg" width="282" height="224" /></a></p>
<p>Boyu 2 cm uzunluğunda, dolgun vücutlu, az tüylüdür. Diğer arılardan daha geniş ve iridir. Beli kısa ve karnı ile bitişiktir. Yuvalarının yakınında olunduğunda çok sinirlenirler ve etrafındakileri sokarlar.</p>
<p><strong>Yaban arısı (Wasp):</strong></p>
<p><a class="thickbox" title="wasp.jpg" href="http://www.sonefe.org/wp-content/gallery/resim-galerisi/wasp.jpg" rel="lightbox[108]"><img src="http://www.sonefe.org/wp-content/gallery/resim-galerisi/wasp.jpg" alt="wasp.jpg" width="273" height="192" /></a></p>
<p>Boyu 3 cm uzunluğunda, vücudu tüysüz, ince belli kou renkli ve kahverenkli noktalıdır. Bunlar sebepsiz ve kolylıkla sinirlernirler. Rahatsız edildiklerinde insanlara saldırıp tekrar tekrar sokarlar.</p>
<p>Arıların allerjenik özelliği birbirinden farklı, birkaç venomu vardır. Ayrıca aynı gruptaki arıların venomları arasında da çapraz reaksiyon görülür.</p>
<p>Arı sokmasından sonra lokal ve sistemik reaksiyonlar görülebilir.</p>
<p><strong>Venomun lokal toksik etkisi</strong></p>
<p>Arının soktuğu yerde ağrı ve ödem olur ve çok defa 1-2 saatte kendiliğinden kaybolur. Bazen ödem daha da büyüyebilir. Venomun toksin etkisi şahıstan şahısa değişebilir. Genelde aynı anda 500 arının bir kimseyi sokması halinde venomun toksik etkisiyle ölüm görülebilir.</p>
<p><strong>Venomun allerjik etkisi</strong></p>
<p>Allerjik kimselerde arı sokmasından kısa bir süre sonra:</p>
<ul>
<li>göz kapaklarında şişme</li>
<li>damak kaşıntısı ve dil şişmesi</li>
<li>larinks ödemi</li>
<li>tansiyon düşmesi ve baş dönmesi</li>
</ul>
<p>şeklinde oluşan anaflaktik çok meydana gelebilir. Genelde arı sokması ile bu belirtilerin ortaya çıkması ne kadar kısa sürede olursa, anaflaktik reaksiyon o kadar erken gelişir ve ciddi seyreder. Bu durumda anaflaksi 15 dakika içinde kendini gösterir.</p>
<p><strong>Arı allerjisinin teşhisi</strong></p>
<p>Deri Testi</p>
<p><img src="bp0.blogger.com/_29-T6ljKdFo/RhM2LQV22gI/AAAA..." alt="" /> <img src="http://images.mini25.com/lewis_skin_test.jpg" alt="" width="250" height="332" /></p>
<p>Test maddesi ekstreleri arı venomundan hazırlanmıştır. Olası bir reaksiyon için bu testlerin donanımlı bir sağlık kuruluşunda uzman doktorlar tarafından yapılması gerekir.</p>
<p><strong>Arı sokmasından korunma tedbirleri</strong></p>
<p>Piknik şeklinde açık yerlerde yemek yerken reçel, bal, meyve gibi tatlı veya etli yiyeceklerin masa üstünde bekletilmemesi, yenecekleri zaman masaya tek tek servis yapılması gerekir. Dışarıda bahçede çalışırken, uzun pantalon, uzun kollu gömlek ve eldiven kullanılması, çok parlak ve renkli desenli elbise giyilmemesi ve parfüm kullanılmaması, ev etrafında arı yuvası varsa temizlenmesi çok önemlidir.</p>
<p>Arı allerjisi olduğu teşhis edilen şahısların dışarıda çalışırken veya egzersiz yaparken yanlarında kullanılmaya hazır içinde 1.1000'lik 0ç5 mL adrenalin (epinephrine) bulunan Epipen Auto Enjektör taşımaları ayrıca kol bileğinde arı allerjilerinin olduğunu bildiren bilezik taşımaları, mümkünse çantalarında acil durumlarda kullamılmak üzere antihistaminik ampul, enjektör ve turnike bulundurmaları gerekir.</p>
<p><strong>Arı allerjisinde ilaç tedavisi</strong></p>
<p>Arı sokan yere buz tatbiki yapılması ve o bölgenin bir müddet basınç altında tutulması gerekir. Lokal kortikosteroid krem ile ovulabilir ve lokal kaşıntı ve ürtiker için antihistaminikler yeterli olabilir.</p>
<p>İyi ve düzgün arı venom immünoterapide, arı allerjisine karşı %98 oranında etkili sonuç alınabilmektedir. Tabi bu tedavi 4-5 sene sürmektedir.</p>
<p>(Bu yazı Doç Dr Fatih Özkaragöz'ün Allerji Hastalıkları adlı kitabından alıntı yapılarak alımıştır)</p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/03/23/arilar-ve-ari-alerjisi/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/03/23/arilar-ve-ari-alerjisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yemek seçen çocuk özel (Süper Tat Alıcısı) olabilir</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/03/11/yemek-secen-cocuk-ozel-super-tat-alicisi-olabilir/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/03/11/yemek-secen-cocuk-ozel-super-tat-alicisi-olabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 Mar 2008 11:39:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji ve Biyoloji eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[süper tat alıcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.efem.dnip.net/2008/03/11/yemek-secen-cocuk-ozel-super-tat-alicisi-olabilir/</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğunuz tatlıları severken, sebzelere burun mu kıvırıyor? Üzülmeyin! Çünkü o, dörtte birimizde görülen 'süper tat alıcılardan' birisi olabilir.... Birçok anne, yemek yemeyen, mızmızlanan çocuğundan şikayet eder! Hiçbir yemeye "Hayır" demeyen çocuk tüm annelerin hayalidir. Peki, çocuğunuzun yemek seçmesinin nazlanmasından değil de özel biri olmasından kaynaklanabileceğini hiç düşündünüz mü? İşte "Gıdalar Hakkındaki Gerçekler"den annelerin içini rahatlatacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.littlebeesbabyhire.co.uk/Images/babycake.jpg" align="left" height="230" hspace="5" vspace="5" width="230" />Çocuğunuz tatlıları severken, sebzelere burun mu kıvırıyor? Üzülmeyin! Çünkü o, dörtte birimizde görülen '<strong>süper tat alıcılardan</strong>' birisi olabilir....</p>
<p>Birçok anne, yemek yemeyen, mızmızlanan çocuğundan şikayet eder! Hiçbir yemeye "Hayır" demeyen çocuk tüm annelerin hayalidir. Peki, çocuğunuzun yemek seçmesinin nazlanmasından değil de özel biri olmasından kaynaklanabileceğini hiç düşündünüz mü? İşte "Gıdalar Hakkındaki Gerçekler"den annelerin içini rahatlatacak bulgular:<span id="more-102"></span></p>
<p>10 BİN TAT ALICI İLE DOĞARIZ</p>
<p>Çocukların yemek seçmesi doğaldır. Hatta bir yere kadar bırakın, istediklerini yesinler! Çünkü dilimizde tat sensörlerimiz vardır. Tatlı şeyler genelde zararsız enerji kaynaklarıdır, kekremsi (acımtırak, buruk) tatlar ise zehirli olabilir. Ne yazık ki çoğu sebze, kekremsi tat sensörlerimizi uyarır. Çocukların sebze yemeklerine burun kıvırmaları çoğunlukla bundandır. Doğumda çoğumuzda ortalama 10 bin tat alıcı vardır ve 8 yaşında sadece 3 bin adet kalır. Ancak yaklaşık 4'te birimiz (kadınlarda daha sık görülür), diğer insanlardan 3 katı daha fazla tat alıcıyla dünyaya gelmiş 'süper tat alıcı'lardır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte süper tat alıcıların dillerinde <em>filiform papilla</em> diye adlandırdığımız tat alıcılarının yanında <em>fungiform papillae</em> adında mantar şeklinde alıcıların neden olduğu düşünülüyor.</p>
<p><a href="http://www.efem.dnip.net/wp-content/gallery/resim-galerisi/tongue_tastebuds.jpg" class="thickbox" title="tongue_tastebuds.jpg" rel="lightbox[102]"><img src="http://www.efem.dnip.net/wp-content/gallery/resim-galerisi/tongue_tastebuds.jpg" alt="tongue_tastebuds.jpg" title="tongue_tastebuds.jpg" height="236" width="404" /></a></p>
<p><a href="http://www.efem.dnip.net/wp-content/gallery/resim-galerisi/tongues.jpg" class="thickbox" title="tongues.jpg" rel="lightbox[102]"><img src="http://www.efem.dnip.net/wp-content/gallery/resim-galerisi/tongues.jpg" alt="tongues.jpg" title="tongues.jpg" /></a></p>
<p>Süper tat alıcı olup olmadığınızı evde kendiniz de test edebilirsiniz. Dilinize süreceğiniz mavi gıda boyası fungiform papillaların daha iyi görünmesini sağlayacaktır. Fungiform papillalar mavi renge boyanmaz. Büyüteçle onları görebilirsiniz.(Videoyu izleyin)</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/2Fhc0t_QNhs&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/2Fhc0t_QNhs&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>Bir insanın süper tat alıcısı olup olmadığı 6-n-propylthiouracil (PROP) adında bir maddeyi algılayıp algılamaması ile anlaşılabiliyor. Zayıf tat alıcılar bu maddeyi hiç algılamazken, orta tat alıcılar tadın farkına varıp normal karşılıyorlar ama süper tat alıcılara göre aynı PROP tiksindirici oluyor. Bu sonradan kazanılan bir alışkanlık değil tamamen genetik yani ırsi.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/2by1_z1Eo24&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/2by1_z1Eo24&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>Süper tat alıcılar, güçlü ya da tanımadıkları tatları beğenmemeye daha yatkındır. Yani çocuğunuz süper tat alıcı ise onun, tanımadığı besinleri yemesi diğerlerine göre daha zor olur. Ama iyi haber, süper tat alıcı çocuklar bile bazı besinlere karşı önyargılarını aşabilir.</p>
<p>ANNE KARNINDA LEZZET</p>
<p>Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından birisi de insanların, henüz anne karnındayken tat almaya başladığını ortaya koyuyor. Belfast'taki Quenn's Üniversitesi'nden Dr. Peter Hepper, 1 günlük bebekleri sarımsak kokusuna karşı test etti. Deneye katılan annelerin yarısı gebeliklerinin son aylarında haftada en az 4 kez sarımsak yemiş, diğer yarısı ise hiç yememişti. Anneleri sarımsak yemeyen bebekler kokudan kaçarken, diğerleri buna aldırmadı. Fransa'da yapılan bir başka araştırmada ise sarımsak yerine anason kullanıldı, sonuç yine aynıydı.</p>
<p>ÖNCE SİZ YİYİN!</p>
<p>Ve tüm bunlardan sonra uzmanların kanaati: Anne adayları, hamileyken daha fazla sebze ve sağlıklı yiyecek tüketerek doğmamış bebeklerine iyi beslenme alışkanlıkları kazandırabilir. Emzirme döneminde de bu alışkanlıklarını devam ettirebilir. Sebze yiyen annelerin çocukları, sebzeleri sever.</p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/03/11/yemek-secen-cocuk-ozel-super-tat-alicisi-olabilir/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/03/11/yemek-secen-cocuk-ozel-super-tat-alicisi-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En Güçlü Zehir: BOTULİNUM TOKSİNİ ve Kozmetikte Kullanımı</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/03/08/en-guclu-zehir-botulinum-toksini-ve-kozmetikte-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/03/08/en-guclu-zehir-botulinum-toksini-ve-kozmetikte-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Mar 2008 12:25:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji ve Biyoloji eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[botulin]]></category>
		<category><![CDATA[en güçlü zehir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.efem.dnip.net/2008/03/08/en-guclu-zehir-botulinum-toksini-ve-kozmetikte-kullanimi/</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar doğadaki zehirleri tarihler boyu hem öldürücü silah hem de tedavisel amaçla ilaç olarak kullanmışlardır. Hayvansal zehirler arasında yılan, örümcek,yengeç ve kurbağa venomları, bitkisel kaynaklı zehirler arasında ise kürar sayılabilir. Bakteriyel zehirlerin en bilinen örneği ise botulinum toksini (BT) dir. Ölümcül besin zehirlenmelerinin sorumlusu olan bu güçlü zehir, çizgili kaslarda nöromüsküler iletimi engelleyerek paralizilere (felç) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.doctorndtv.com/images/botulism.jpg" align="left" height="174" hspace="5" vspace="5" width="141" />İnsanlar doğadaki zehirleri tarihler boyu hem öldürücü silah hem de tedavisel amaçla ilaç olarak kullanmışlardır. Hayvansal zehirler arasında yılan, örümcek,yengeç ve kurbağa venomları, bitkisel kaynaklı zehirler arasında ise kürar sayılabilir. Bakteriyel zehirlerin en bilinen örneği ise botulinum toksini (BT) dir. Ölümcül besin zehirlenmelerinin sorumlusu olan bu güçlü zehir, çizgili kaslarda nöromüsküler iletimi engelleyerek paralizilere (felç) yol açmaktadır. Ancak insan aklı dünyanın bu en<br />
güçlü zehirini değişik yollarla yine insan sağlığı ve hatta güzelliğinin hizmetine sunmayı başarmıştır.<span id="more-100"></span></p>
<p><em>C. botulinum </em>ilk defa 1896'da Emile Van Ermengem tarafından toprakda keşfedilmiştir. <em>C. botulinum </em>çubuk şekilli, anaerob (oksijensiz) solunum yapan, gram pozitif bakteri türüdür. Uygun olmayan şartlarda endosperm üreterek uzun süre neslini devam ettirebilir.</p>
<p>Bu bakteri tarafından üretilen botulin toksini biosilah sınıfındandır ve şu ana kadar tesbit edilen insanlar üzerindeki en tesirli zehirdir. 70 nanogramı (1nanogram= 10<sup>-9</sup> gram) bir insanı öldürmeye yeterlidir. Bu da demek oluyorki 500 gram botulin dünyadaki tüm insanları öldürmeye yeter.</p>
<p><img src="http://www.vet.uga.edu/vpp/NSEP/Brazil2002/clostridium/Images/fig03.jpg" align="middle" height="222" width="300" /></p>
<p>BT’nin tedavisel amaçla kullanımı 1970’li yıllarda<br />
Dr. Alan Scott’un şaşılık tedavisindeki deneysel amaçlı uygulamaları ile gündeme gelmiş ve 1980’de ilk kez insanlarda kullanılmaya başlanmıştır.</p>
<p><strong>Yüz Kırışıklığı Tedavisinde Botulinum Toksini Kullanımı</strong></p>
<p>Blefarospazm tedavisinde BT uygulanan hastalarda alınlarındaki  kırışıklıkların kaybolması, ilk kez 1988’de BT’nin kozmetik amaçla kullanımını gündeme getirdi.<img src="http://a.abcnews.com/images/Health/pd_botox_070425_ms.jpg" align="right" height="146" width="196" /></p>
<p>Kırışıklıkların oluşmasında heredite, yaş ve çevresel faktörler kadar kasların aşırı çalışması da önemli rol oynamaktadır. Çizgilerin ortadan kaldırılması için uygulanan çeşitli dolgu maddelerinin alerji ve nadir olarak ciddi doku reaksiyonlarına yol açtığı bilinmektedir.</p>
<p><img src="http://boomacup.com/images/06/botox.jpg" align="left" height="164" width="144" /></p>
<p>BT ise kas hareketini durdurarak çizgileri ortadan kaldıran; önemli uygulama ve sistemik komplikasyonları olmayan bir uygulamadır. BT’nin kırışıklık tedavisinde en başarılı olduğu alan yüzün 1/3 üst kısmıdır.</p>
<p>Bu tedavi şu anda günümüzde Botox tedavisi adıyla yaygın olarak uygulanmaktadır.</p>
<p>Clostridyum botulinum bakterisi hakkında youtube'a eklediğim video size daha ayrıntılı bilgi verecektir.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/xPsX24uw8PQ&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/xPsX24uw8PQ&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/03/08/en-guclu-zehir-botulinum-toksini-ve-kozmetikte-kullanimi/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/03/08/en-guclu-zehir-botulinum-toksini-ve-kozmetikte-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kola içtiğimizde vücüdumuzda neler olur?</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/02/28/kola-ictigimizde-vucudumuzda-neler-olur/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/02/28/kola-ictigimizde-vucudumuzda-neler-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2008 09:20:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler ve Aktiviteler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[kola]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.efem.dnip.net/2008/02/28/kola-ictigimizde-vucudumuzda-neler-olur/</guid>
		<description><![CDATA[Kola ve benzeri içecekler, hayatımıza o kadar girdiki artık su yerine onları tüketir olduk. Amaaaannn kolanın ne zararı olur demeyin bir okuyun... İlk 10 dakika: 10 çay kaşığı şeker vücudunuza girer (Günlük almanız gereken şeker miktarının tamamı kadar). Fosforik asit tat alma duyunuzu keser ve aşırı şeker yüklemesinden dolayı kusmanızı engeller. 20 dakika: Kan şekerinizde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.opalsu.com.tr/tr/kullanim_alanlari/images/mesrubat.jpg" align="left" height="145" hspace="5" vspace="5" width="170" />Kola ve benzeri içecekler, hayatımıza o kadar girdiki artık su yerine onları tüketir olduk. Amaaaannn kolanın ne zararı olur demeyin bir okuyun...</p>
<p><strong>İlk 10 dakika: </strong>10 çay kaşığı şeker vücudunuza girer (Günlük almanız gereken şeker miktarının tamamı kadar). Fosforik asit tat alma duyunuzu keser ve aşırı şeker yüklemesinden dolayı kusmanızı engeller.<span id="more-93"></span></p>
<p><strong>20 dakika:</strong> Kan şekerinizde ani bir yükselme olur, yüksek miktarda insülin patlamasına neden olur. Karaciğeriniz vücudunuzdaki şekeri yağa çevirerek buna bir yanıt verir. Bu sadece bir kaç dakika içinde olur.</p>
<p><strong>40 dakika: </strong>Kafein absorpsiyonu tamamlanır. Göz bebekleriniz büyür. Kan basıncınız yükselir, karaciğeriniz kana daha fazla şeker pompalamaya başlar. Beyninizdeki adenozin reseptörleri rehaveti önlemek için bloke olur.</p>
<p><strong>45 dakika: </strong>Beyninizde dopamin salgısı artar. Bu tıpkı eroinin vücuttta yaptığı tepkimelere benzer.</p>
<p><strong>60 dakika:</strong> Kafeinin diüretik özellikleri baş gösterir (tuvalet ihtiyacı).Buda vücutta depolanmış kalsiyum, magnezyum ve çinkonun da beraberde dışarı atılması demek.</p>
<p>Bir süre sonra şeker ihtiyacını tekrar duymaya başlayacaksınız, kendinizi halsiz ve bitkin hissedeceksiniz. Vücudunuzda kola ile alığınız bütün su tekrar dışarı atıldığı için sussuzluğunuz tekrar hissedeceksiniz. Şekeri ihtiyacını takiben, kafein isteğide başlayacak (sigara da ki gibi) Ama ne de olsa başka bir kola içersiniz ve geçer dimi:)</p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/02/28/kola-ictigimizde-vucudumuzda-neler-olur/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/02/28/kola-ictigimizde-vucudumuzda-neler-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Organlar hastalık habercisi olabilir</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/02/28/organlar-hastalik-habercisi-olabilir/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/02/28/organlar-hastalik-habercisi-olabilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Feb 2008 09:06:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[organlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.efem.dnip.net/2008/02/28/organlar-hastalik-habercisi-olabilir/</guid>
		<description><![CDATA[Tırnak, göz, ayak bileği ve avuç içlerinize bir kez daha bakın. Ciddi sağlık sorunlarının işaretlerini görebilirsiniz... Tırnaklar Tırnaklar sağlığınızın önemli bir göstergesi sayılıyor. Tırnaklarınızda mavilik ya da morluk görmeniz bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuzun işareti olabilir. Tırnaklarınızın üstünde tümsekler bulunuyorsa ve kalın tırnaklarınız varsa solunum yollarınızda bir sorun olabileceği söylenebilir. Nefeslerinizi sayın Bir dakika [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.quickandsimple.com/images/article_img/3pT3_check-up-051025.jpg" align="left" height="159" hspace="5" vspace="5" width="217" />Tırnak, göz, ayak bileği ve avuç içlerinize bir kez daha bakın. Ciddi sağlık sorunlarının işaretlerini görebilirsiniz...</p>
<p><strong>Tırnaklar</strong></p>
<p>Tırnaklar sağlığınızın önemli bir göstergesi sayılıyor. Tırnaklarınızda mavilik ya da morluk görmeniz bir kalp hastalığıyla karşı karşıya olduğunuzun işareti olabilir. Tırnaklarınızın üstünde tümsekler bulunuyorsa ve kalın tırnaklarınız varsa solunum yollarınızda bir sorun olabileceği söylenebilir.<br />
<strong><br />
Nefeslerinizi sayın</strong></p>
<p>Bir dakika boyunca alıp verdiğiniz nefesi sayın.<span id="more-92"></span> Eğer dakikada 15 ya da daha az nefes alıp veriyorsanız ciğerlerinizin sağlıklı olduğu söylenebilir, fakat bu sayı 15’ten fazla çıktıysa bir sorun olduğu söylenebilir.</p>
<p><strong>Gözler</strong></p>
<p>Aynaya yaklaşın ve bir gözünüze dikkatlice bakın. Göz bebeğinizin çevresinde bulunan iris tabakasının etrafında beyaz bir daire olması kolesterol seviyenizin yüksek olduğu anlamına gelebilir.</p>
<p><strong>Avuç içinize bakın</strong></p>
<p>Avuç içlerinize bakarak karaciğeriniz hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Kırmızı ve lekeli avuç içi sorunlu karaciğerin işaretçisi olabilir.</p>
<p><strong>Düz yürümek</strong></p>
<p>Yere bir metre uzunluğunda bir çizgi çizin. Üzerinde rahat rahat yürüyebiliyorsanız, vücudunuzun koordinasyonu iyi işliyor demektir.</p>
<p><strong>Beliniz kalın mı?<br />
</strong><br />
Vücut şekliniz elmaya benziyorsa, yani yağlarınız belinizin çevresinde toplanıyorsa, kalp sorunu yaşama riskiniz daha fazla.</p>
<p><strong>Tuvalet sıklığı</strong></p>
<p>Her 3 saatte bir tuvalete birden çok gitme ihtiyacı mı hissediyorsunuz? Diyabetin en erken alarmlarından biri sık sık<br />
tuvalete gitmektir.</p>
<p><strong>Dişlerinizi fırçalayın</strong></p>
<p>Eğer dişleriniz kanıyorsa, kalbiniz tehlikede anlamına gelebilir.<br />
<strong>Ayak bilekleri</strong></p>
<p>Baş parmağınızla ayak bileğinizin arka kısmına bastırın. Eğer bastırdığınız noktada çok fazla çukurluk oluşuyorsa, o zaman kalp, akciğer, böbrek sorunlarıyla karşı karşıya kalabilirsiniz.</p>
<p><strong>Samanyolu haber</strong></p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/02/28/organlar-hastalik-habercisi-olabilir/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/02/28/organlar-hastalik-habercisi-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gözlerden yaş tesbiti</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/02/27/gozlerden-yas-tesbiti/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/02/27/gozlerden-yas-tesbiti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Feb 2008 10:18:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji ve Biyoloji eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler ve Aktiviteler]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[göz]]></category>
		<category><![CDATA[mercek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.efem.dnip.net/2008/02/27/gozlerden-yas-tesbiti/</guid>
		<description><![CDATA[Kopenhag Üniversitesi adli tıp bölümünden Danimarkalı bilim adamları, bir kişinin yaşının göz merceğine bakılarak anlaşılmasının yolunu buldular. Canlı dokular sürekli olarak hem hücre seviyesinde hem de doku seviyesinde değişime maruz kalırlar.İnsanda ise oluşumunu tamamladıktan sonra değişime uğramayan tek doku dişimizdeki mine (enamel) tabakasıdır. Bir başka çok özelleşmiş doku gözümüzdeki lensdir. Normal bir lensin ışığı geçirme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.efem.dnip.net/wp-content/gallery/resim-galerisi/280815.jpg" class="thickbox" title="280815.jpg" rel="lightbox[91]"><img src="http://www.efem.dnip.net/wp-content/gallery/resim-galerisi/280815.jpg" alt="280815.jpg" align="left" height="105" hspace="5" vspace="5" width="170" /></a>Kopenhag Üniversitesi adli tıp bölümünden Danimarkalı bilim adamları, bir kişinin yaşının göz merceğine bakılarak anlaşılmasının yolunu buldular. Canlı dokular sürekli olarak hem hücre seviyesinde hem de doku seviyesinde değişime maruz kalırlar.İnsanda ise oluşumunu tamamladıktan sonra değişime uğramayan tek doku dişimizdeki mine (enamel) tabakasıdır. Bir başka çok özelleşmiş doku gözümüzdeki lensdir. Normal bir lensin ışığı geçirme ve kırma özelliği lensdeki kristalimsi proteinlere bağlıdır. Bu proteinler, gözün lens hücrelerinin sitoplazmalarını doldururlar. Optik kaliteyi artırmak için bu proteinlerden dış kabukta yoğun olarak bulunması ve iç kısımda ise cam gibi olması gerekir. Proteinlerin yüksek miktarda bulunması lensin ışığı kırma katsayısını artırı bu ise ışığı retina üzerine yönlendirmek için çok önemli bir özellik. <span id="more-91"></span>Bu proteinlerin diğer bir özelliği ise yığılma yapmamaları, aksi takdirde opasiteye neden olunurdu. Zaten katarakt hastalığı yaşlanan kristalimsi proteinlerin düzgün dağılamaması sonucu ortaya çıkıyor.</p>
<p><a href="http://www.efem.dnip.net/wp-content/gallery/resim-galerisi/co0004.jpg" class="thickbox" title="co0004.jpg" rel="lightbox[91]"><img src="http://www.efem.dnip.net/wp-content/gallery/resim-galerisi/co0004.jpg" alt="co0004.jpg" title="co0004.jpg" /></a></p>
<p><strong>Göz merceğinin ilginç özellikleri:</strong></p>
<p>Göz merceği, iris ile gözbebeğinin hemen arkasında yer alır. Görevi göze gelen ışık ışınlarını kırarak                            ağ tabakaya odaklamaktır. Şeffaf, katı, elastik ve sarımsı renkte olup protein liflerinden oluşmuştur. İki kenarı da dışbükey olan bu saydam yapının şekli büyüteç merceklerine benzer.</p>
<p>Lensin (göz merceği) şekli, etrafında bulunan kaslar yardımıyla değişebilir. Bu sayede göze farklı açılardan gelen ışık sürekli ağ tabakaya odaklanır. Örneğin, yakına bakıldığında göz merceğinin çevresindeki kaslar kasılır, merceğin ortası bombeleşir. Uzağa bakıldığında kaslar gevşer, mercek uzayarak incelir ve uzaktaki nesnelerin görüntüleri netleştirilir.</p>
<p>Lenste de korneada olduğu gibi kan damarları bulunmaz ve lens göz sıvısı ile beslenir.</p>
<p>Lens insan hayatı boyunca büyümeye devam eder (ama gittikçe yavaşlayan bir oranda) ve bu süreç sonunda elastikiyetini kaybeder. En yaşlı kısımlarda hücre katmanları tamamen izole olup yeterli besin ve oksijenden mahrum kalır ve ölürler. Sonunda mercek sertleşir ve kavisleşmesi                            zorlaşır. Yakın mesafe görüşüne adapte olabilme kabiliyeti  kaybolur. Bu durumda insanlar gazeteyi okuyabilmek için yazıyı bir kol boyu uzak tutmaya çalışırlar. Yakın mesafe görüşlerini desteklemek için de gözlük kullanılmaya  başlanır.</p>
<p>Göz merceğinin sahip olduğu özellikleri bir ömür boyu koruyamaması üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Tıpkı vücuttaki diğer organlar gibi göz de yaşlanma sürecinde mükemmelliğini kaybeder.</p>
<p>PLoS One dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, Danimarkalı araştırmacılar, göz merceğindeki karbon 14 olarak bilinen karbon izotopunu analiz ederek, 13 kişinin yaşını 1,5 yıllık bir çalışma sonunda doğru olarak buldu.</p>
<p>Gözlerden yaşın bulunması yönteminin, ölenlerin kimliklerinin belirlenmesi konusunda adli uzmanlara ve bilim adamlarına yardım edebileceğine dikkat çekiliyor.</p>
<p>Bilim adamları, fosillerin ya da kemiklerin tarihlerini belirlemek için uzun süredir radyo karbonu kullanıyordu. Kısa zaman önce de araştırmacılar, yakın zamanda ölmüş bir kişinin yaşının diş minesinden hesaplanmasıyla ilgili tekniği onaylamıştı.</p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/02/27/gozlerden-yas-tesbiti/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/02/27/gozlerden-yas-tesbiti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Probiyotik: Küçük Dünyalar İnsanlığın Hizmetinde</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/02/12/probiyotik-kucuk-dunyalar-insanligin-hizmetinde/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/02/12/probiyotik-kucuk-dunyalar-insanligin-hizmetinde/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Feb 2008 12:57:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji ve Biyoloji eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bakteriler]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Probiyotik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sonefe.isb.ro/2008/02/12/probiyotik-kucuk-dunyalar-insanligin-hizmetinde/</guid>
		<description><![CDATA[Insan vücudu çok karmaşık ve hareketli bir mikrobiyal ekosisteme ev sahipliği yapar. Bu mikropların bazıları hastalıklara sebep olabilir. Fakat daha az bilinen ve probiyotik adı verilen hastalıkları önleme potansiyeline sahip bazı mikroplar da vardır. Sağlıklı yaşam sürdürmemize yardımcı olan bu mikrop türlerine duyulan ilgi son yıllarda gittikçe artmaktadır. Bunun sonucu olarak bilimsel ve tıbbi dergilerde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/bacteria.jpg" class="thickbox" title="bacteria.jpg" rel="lightbox[79]"><img src="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/bacteria.jpg" alt="bacteria.jpg" align="left" height="153" hspace="5" vspace="5" width="179" /></a>Insan vücudu çok karmaşık ve hareketli bir mikrobiyal ekosisteme ev sahipliği yapar. Bu mikropların bazıları hastalıklara sebep olabilir. Fakat daha az bilinen ve probiyotik adı verilen hastalıkları önleme potansiyeline sahip bazı mikroplar da vardır. Sağlıklı yaşam sürdürmemize yardımcı olan bu mikrop türlerine duyulan ilgi son yıllarda gittikçe artmaktadır. Bunun sonucu olarak bilimsel ve tıbbi dergilerde probiyotiklerle ilgili çok sayıda araştırma makalesi yayınlanmaya başlamıştır. Gıda endüstrisi de probiyotikleri inceleme konusunda son zamanlarda oldukça aktif durumdadır. Çünkü sindirim sistemi (barsaklar), vücudumuzda en zengin biyoçeşitlilik gösteren bölgelerden biridir. Sindirim sisteminde en az 400 bakteri türünün yaygın olarak bulunduğu bilinmektedir.<span id="more-79"></span></p>
<p>Probiyotiklerin yiyeceklere eklenmeleri, katkı maddesi olarak kullanılmalarının yanı sıra; tıp, diş hekimliği ve veterinerlikte muhtemel kullanım alanları geniş olarak araştırılmaktadır. Bunlar arasında kulak, barsak ve idrar yolları enfeksiyonlarının tedavisi; kandaki kolesterol seviyesinin düşürülmesi; derideki veya cerrahi yara enfeksiyonlarının, diş çürümesinin, hatta bazı kanserlerin önlenmesi konuları sayılabilir.<img src="http://www.sdonmez.com/images/probiyotik1.jpg" align="right" height="153" hspace="5" vspace="5" width="161" /></p>
<p>Modern probiyotik olgusu yaklaşık yüzyıldır bilinmektedir. Ancak bu konudaki bilimsel araştırmaların sayısı hala çok azdır. Insan beslenmesi üzerindeki etkileri pek bilinmemektedir. Canlı olarak performanslarını ölçme araçları henüz geliştirilme aşamasındadır.</p>
<p><strong>Probiyotikler Hakkında Bildiklerimiz</strong></p>
<p>Yetişkin bir insan vücudunda, 200 değişik tipte 10 trilyon hücre vardır. Fakat bakterilerin sayısı çok daha fazladır. Yeni Zelanda’nın Otago Üniversitesi’nden Gerald Tannock,tipik bir yetişkin vücudunda en az 500 türden 100 trilyon bakteri hücresinin olduğunu söylemektedir. Virüs ve mantarlardan hiç bahsetmiyoruz henüz. <img src="http://www.drnatura.com/img/good_bad_bacteria.jpg" align="middle" height="248" width="389" /></p>
<p>Mikrobiyota veya mikroflora adı verilen bu canlıların çoğu vücudumuzla barış ve uyum içinde yaşar. "Bazıları sindirime yardım eder, işgalci patojenlere karşı ilk savunma hattı olarak hareket eder veya bağışıklık sistemimizi antremanlı tutmaya yardımcı olurlar" demektedir Tannock. Mikroptan arındırılmış hayvanlarla yapılan deneyler, ilginç bir şekilde,bu hayvanların sık sık hastalandıklarını göstermiştir. Barsak mikrobiyotasının yokluğu hayvanların bağışıklık sistemlerinin az gelişmesine neden olmakta ve barsak morfolojilerinin bozulmasına yol açabilmektedir. Bu problemler, sonradan probiyotik türlerin deneysel olarak kullanılmasıyla, değişen oranlarda tersine döndürülebilmektedir. Isveç’in Karolinska Enstitüsü’nde Mahnaz Banasaz ve arkadaşlarının yaptıkları deneyler göstermiştir ki, en yaygın araştırılan probiyotiklerden biri olan Lactobacillus rhamnosus GG, mikroptan ari farelerde kolayca yerleşmekte ve barsak morfolojilerini büyük ölçüde değiştirmektedir. Üç gün içerisinde, küçük barsağın yukarı kısımlarındaki hücrelerde mitoz bölünme oranı (hızı) ile barsak duvarını kaplayan villusların sayısı önemli ölçüde artmakta ve bu da çözünebilir yiyeceklerin emilmesine yardımcı olmaktadır. Probiyotikler besi hayvanlarının beslenmelerinde rutin olarak kullanılmakta ve bunların bir kısmının değişik patojenlere karşı insanlarda da kullanılma potansiyeli taşıdığı görülmektedir.</p>
<p><strong>Probiyotikler Hastalıklara Karşı Direnci Artırıyor</strong><br />
Tannock, probiyotiklerin hastalıklara karşı direnci artırabileceğini söylemektedir. Örneğin, komensal (ortak yaşam) mikropların, spesifik ve doğal antibodilerin miktarını artırabildiği ve böylece antibiyotik kullanımını azalttıkları iyi bilinmektedir. Probiyotiklerin gelecekte yiyecek alerjilerinin tedavisi, hipertansiyonun düşürülmesi veya ağızdan alınacak aşılar için vektörler (taşıyıcılar) olarak kullanılmaları mümkündür. Civa zehirlenmelerinde kullanılabilecekleri bile düşünülmektedir. Ayrıca, probiyotiklerin antibiyotik tedavisinden sonra barsak florasının eski durumuna gelmesinde yardımcı olduğu, çocuklarda rotaviral ishal ve gastroenteritis’in süresini azalttığı bildirilmiştir.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/2k8Puxz54FQ&amp;&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/2k8Puxz54FQ&amp;&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<p>Vücut içinde yeni bir türün yerleşmesi normalde çok zordur. Yerli türlerin ‘kolonizasyon direnci’ denilen bir mekanizmayla işgalcileri dışarıda tuttukları düşünülmektedir. Antibiyotik ilaçlar, patojenlerden başka pek çok bakteriyi de öldürebilmekte ve sindirim sistemi ekolojisini yeterince tahrip ederek antibi-yotiklere dirençli türlerin yerleşmesine yol açabilmektedir. Bu durum ishalle son bulmaktadır. Dirençli türlerin üstesinden gelebilecek ilaçların üretilme olasılığının az olması nedeniyle, araştırmacılar probiyotiklere yönelmektedir. Finlandiya Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü şefi Pentti Huovinen ‘Bakterilerin, dünya çapında, antibakteriyel ilaçlara karşı direnç kazanmaları, bakteriyel enfeksiyonlarla mücadelede yeni metotların kullanılmasını gerekli kılmıştır’ demektedir. ‘Zararsız bakterilerin kullanılmasıyla patojenik organizmaların yerlerinden edilmesi demek olan bakteri-yoterapi bir alternatiftir ve enfeksiyonlarla mücadelede ümit vadeden bir yöntemdir.’</p>
<p><strong>Dünyada Probiyotik Uygulamaları</strong><br />
Isveçli araştırıcılar, orta kulak iltihabının tekrarlamaması için, streptococcus içeren bir burun spreyi kullanmaktadırlar. Bu bakteri, patojenlerin burundan iç kulağa yayılmasını engellemektedir.</p>
<p>Florida Üniversitesi’nden Jeffrey D. Hillman; bölgesel olarak saldırgan, genetiği değiştirilmiş Streptococcus mu-tans’ı kullanarak fareleri aşılamaktadır. Bu tür, laktik asidi metabolize eden ve dişlerde mine hasarına sebep olan zararlı bakteri çeşidinin yerini almaktadır. Hillman, dişçilerin bir gün çocuklarda rutin temizleme işleminde probiyotik spreyler kullanacaklarını düşünmektedir.<br />
Atlanta’daki Emory Üniversitesi’nden Andrew S. Neish ve arkadaşları, ağızdan alınan probiyotiklerin barsaklarda şişkinlik rahatsızlıklarını tedavide kullanılabileceğini düşündüler. Bu yayına eşlik eden bir editöryel yazıda, Boston’daki Massachusetts General Hospital’dan Ramnik J. Xavier ve Daniel K. Podolsky, probiyotik tedavinin ateşli bağırsak rahatsızlıklarının tedavisinde başarılı olarak kullanılmaya başlandığını bildirdiler.<br />
Buenos Aires Üniversitesi’nden David Gaon ve arkadaşları, genellikle bazı anatomik bozukluklara ve kısmi ince bağırsak engellemelerine eşlik eden aşırı bakteri çoğalmasıyla bağlantılı kronik ishalin tedavisinde bazı lactobacillusların etkin olduğuna dair kanıtlar buldular.<br />
Probiyotikler Japonya’da kendilerine iyi bir yer edinmiş durumdadır. Yüzlerce firma probiyotik ürünler üretmekte; gittikçe artan bir oranda Avrupa’da ve Amerika’da satmaktadırlar. Yiyecek firmaları, barsaklarda spesifik commensal bakterilerin çoğalmalarını sağlamak için, probiyotik olarak bilinen kimyasal bileşikler geliştirmektedir. Ingiltere’deki Reading Üniversitesi’nden Glenn Gibson, ‘Bu bileşikler genellikle normal bir diyetin bir parçasıdır ve temel olarak pırasa, soğan ve sarmısakta bulunan inulin gibi sindirilmeyen şekerlerdir.’ demektedir."Yenilebilir mikrop" kavramı zaten çok uzun zamandır kullanılmaktadır ve tüketiciler tarafından kabul edilmiş durumdadır. Örneğin süt ürünlerinden yoğurt. Yoğurt, yapısını canlı Lactobacillus bakterisi kültürlerine borçludur; şimdilerde ise yoğurtlar bifidobacteria gibi probiyotik türler içermektedir. Ironik bir şekilde, laktobasillusların yoğurtta yaygın olarak kullanılmalarının nedeni bir yanlış algılama olabilir: Tannock, ‘çünkü sindirim borusunda sayısal açıdan baskın değildirler ve insan deneklerin yaklaşık %25’inin mikrofloralarında bulunmazlar’ demektedir.<br />
Bifidobakteriler yaygındır, ancak Tannock ‘barsak kökenli türler kullanılsa bile, yetişkinlerin sindirim borusunun probiyotik kolonizasyonunu sağlamak zor olabilir’ demektedir. Orada yerleşmiş olan mikroflora sonradan gelen çeşide karşı, tıpkı ekosisteme giren bir patojene karşı olduğu gibi, savunma yapacaktır. Bugüne kadar yayınlanan çalışmalardan, probiyotiklerin sindirim sisteminde kalıcı hale gelmesi için, büyük miktarda mikrop hücresinin günlük olarak tüketilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Tabii ki bu tekrar ihtiyacı, gıda üreticileri için büyük bir cezbedici unsurdur. Gibson,‘yakında probiyotiklerin peynirden dondurmaya ve hatta salam gibi bazı hazır et ürünlerine katıldığını görmemiz ihtimal dahilindedir’ demektedir. Örneğin, biberonla beslenen bebeklerde belirli bazı barsak mikroplarının çoğalmasını sağlamaya dönük probiyotik katkı maddelerinin, iki sene içinde bebek sütü formüllerinde yer alacağı öngörülmektedir. Bu teklifin arkasındaki düşünce şudur: Anne sütüyle beslenen bebeklerin, annelerinden gelen bifidobakteriler ile hızlı bir şekilde barsak hastalıklarına karşı çifte direnç kazandıkları görülmektedir. Anne sütündeki bifidus faktörü nedeniyle bifidobakterilerin seçici olarak çoğalması sağlanır. Böylesi bebekler hayata daha iyi bir başlangıç yapıyor gibi görünüyorlar. Bunların sindirim sistemlerinin sezeryanla doğan çocuklarınkinden daha hızlı kolonize edildiği ve biberonla beslenen bebeklerden daha az gastrointestinal enfeksiyon geçirdikleri konusunda kanıtlar vardır. Sağlıklı bebeklerin barsak ekosisteminde yararlı mikrobiyota çok büyük oranda baskın durumdadır. Sütten kesme sürecinde bifidobakteriler barsak habitatını ele geçirmekte ve asiditesini değiştirerek potansiyel açıdan zararlı olan türlere uygunsuz hale getirmektedirler. Ilginç bir şekilde Reid’in grubu gelecekte yeni doğan bebeklerin probiyotiklerle aşılanmaları ihtimalinden bahsetmektedir. Çünkü oturmuş bir ekosisteme yeni organizmanın yapay olarak girişi zordur. Bu sayede çocuk, bir daha harici probiyotik alınmasına gerek bırakmayacak şekilde hayatı boyunca korunma kazanabilecektir.<br />
Bahtiyar Çobanoğlu<br />
Ekoloji Magazin Dergisi 13. Sayı (Ocak-Mart 2007)</p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/02/12/probiyotik-kucuk-dunyalar-insanligin-hizmetinde/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/02/12/probiyotik-kucuk-dunyalar-insanligin-hizmetinde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Renk Körlüğü nedir? Kendinizi test edin</title>
		<link>http://www.sonefe.org/2008/02/11/renk-korlugu-nedir-kendinizi-test-edin/</link>
		<comments>http://www.sonefe.org/2008/02/11/renk-korlugu-nedir-kendinizi-test-edin/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Feb 2008 09:17:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonefe</dc:creator>
				<category><![CDATA[Biyoloji ve Biyoloji eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Biyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[renk körlüğü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sonefe.isb.ro/2008/02/11/renk-korlugu-nedir-kendinizi-test-edin/</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın kendi vücuduna ait bilgileri ve çevresine ait haberleri algılayabilmesi, duyu organları vasıtasıyla olmaktadır. Duyu organlarına ulaşan çeşitli tiplerdeki enerji şekilleri, öncelikle duyu organlarında yer alan reseptör (alıcı) hücreleri tarafından aksiyon potansiyelleri ismi verilen özel elektrik sinyallerine çevrilir. Reseptörlerde başlayan bu aksiyon potansiyelleri sinirler yoluyla beyinde ilgili bölüme iletilirler.Beyne iletilen aksiyon potansiyeli sinyalleri de uyarıcı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/29.gif" class="thickbox" title="29.gif" rel="lightbox[78]"><img src="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/29.gif" alt="29.gif" align="left" height="145" hspace="5" vspace="5" width="147" /></a>İnsanın kendi vücuduna ait bilgileri ve çevresine ait haberleri algılayabilmesi, duyu organları vasıtasıyla olmaktadır. Duyu organlarına ulaşan çeşitli tiplerdeki enerji şekilleri, öncelikle duyu organlarında yer alan reseptör (alıcı) hücreleri tarafından aksiyon potansiyelleri ismi verilen özel elektrik sinyallerine çevrilir. Reseptörlerde başlayan bu aksiyon potansiyelleri sinirler yoluyla beyinde ilgili bölüme iletilirler.Beyne iletilen aksiyon potansiyeli sinyalleri de uyarıcı enerji şekline göre çeşitli duyular olarak algılanır. Görme organımız olan göze giren uygun dalga boylarındaki ışık enerjisi, öncelikle gözün mercek sistemi tarafından görme reseptörlerinin yoğun olarak bulunduğu gözün retina kısınma odaklaştırılır. <span id="more-78"></span>Burada reseptör hücreleri tarafından oluşturulan aksiyon potansiyelleri de göz sinirleri yoluyla beyindeki görme merkezine iletilir.</p>
<p>Sonuçta da görme merkezi tarafından yorumlanarak algılanır ve böylece görme olayı tamamlanmış olur.Görme reseptörleri, ışık enerjisinin belli dalga boylama duyarlıdırlar. Başka bir deyişle ışığın belli bir dalga boyu, o dalga boyuna duyarlı görme reseptörünü uyarır ve algılanır. Işığın belli dalga boylarının belirli reseptörleri uyarması, o reseptörün ihtiva ettiği görme pigmentinin ışık absorbsiyon karakteristiği ile ilgilidir. Görme reseptörleri başlıca iki ayrı grupta incelenirler.</p>
<p>Bunlardan çubuk şeklinde olup gece görmekten ve karanlığa’, aydınlığa adaptasyondan sorumlu olanlar “basil”, koni şeklinde olup görme keskinliği ve renk görmeden sorumlu olan reseptörler ise, “koni” reseptörleri diye isimlendirilirler.Renk görme ile ilgili olan koni reseptör hücrelerinin algıladıkları ışık dalga boyları ölçülmüştür. Sonuçta bu konilerin her birinin görme spektrumunda yer alan renklerden yalnızca bir tanesinin görülmesiyle ilgili oldukları bulunmuştur.</p>
<p>Bu üç koni tarafından algılanan renklere üç temel renk denilmektedir. Bu temel renkler KIRMIZI, MAVİ ve YEŞİL’dir. Bu üç koni hücresinin ışık dalga boyu absorbsiyon eğrileri önemli ölçüde birbirlerini örterler. Bundan dolayı da görülebilir ışık dalga boyları birden fazla koniyi uyarırlar. Aynı dalga boyu tarafından uyarılan 2 ayrı cins koni hücresinin değişik ölçülerde gönderdiği aksiyon potansiyellerinin beyin tarafından değerlendirilmesi sonucu, çeşitli renklerin ayırt edilmesi mümkün olmaktadır.</p>
<p>Başka bir deyişle görme spektrumunda yer alan ve normal insan tarafından ayırt edilebilen 180 ayrı rengin tamamı renk görme ile ilgili 3 ayrı renk konisinin değişik oranlarda uyarılması ile gerçekleşmektedir. Buna bağlı olarak örneğin, sarı renge ait 5800 A boyundaki dalga boyu, kırmızıya (6500-7500 A) ve yeşile (5000 A) duyarlı reseptörleri birlikte uyararak, sarı renk duyusunun oluşmasını sağlayabileceği gibi kırmızı ve yeşil temel renklerinin karışımı da aynı renk duyusunu oluşturabilmektedir.</p>
<p>Beyaz ve siyah rengin algılanması: Beyaza uyan dalga boyunda ışık yoktur. Beyaz ışık duyuşu yeşil, kırmızı ve mavi renk konilerinin birlikte uyarılması île oluşmaktadır. Siyah renk duyuşu ise, ışığın yokluğunda oluşan bir algıdır. Fakat pozitif bir algıdır. Çünkü kör*ler siyah rengi de görememektedirler.</p>
<p>Normal bir insanın renk görmesi, üç ayrı cins koni hücresinin uyum içinde çalışmasıyla olmaktadır. Bu tür normal görüş “trikromat” renk görme olarak vasıflandırılmaktadır.</p>
<p>Eğer bir kimse renk görmede yalnızca iki koni hücresine sahipse ve bu iki koni hücresiyle algılanabilen renkleri ve onların karışımlarını görüyorsa, bu şekilde renk görmeye “dikromatik” renk görme veya dikromatik renk körlüğü denilmektedir. Bu durumdaki kişilerde renk görme ile ilgili olan bir koni şeklinin yokluğu düşünülmektedir.</p>
<p>Bir koni çeşidinin bulunmadığı dikromatik renk körlüğü, yok olan pigmentle ilgili olarak,<br />
- kırmızı renge duyarlı koni hücreleri yoksa, “PROTONOPIA” kırmızı renk körlüğü,<br />
- mavi renge duyarlı koni hücreleri yoksa, “TRITANOPIA” mavi renk körlüğü,<br />
- yeşil renge duyarlı koni hücreleri yoksa, “DEUTERANOPIA” yeşil renk körlüğü denilmektedir.</p>
<p>Örneğin, kırmızı rengi ayırt eden koni hücresinin olmadığı protonopia durumunda sadece koyu kırmızı renk algılanamaz. Kişinin gördüğü renkler koni hücreleri ile ilgili olarak yeşil, mavi ve bu iki rengin karışımıyla görülen renklerdir. Yeşil ayrımı yapan ye-şile duyarlı konilerin bulunmadığı deuteronopiada ise, yalnızca kırmızı ve mavi renkler ile bunların karışımı görülür. Yeşil renk ayırt edilemez.</p>
<p>Yalnızca tek renk konisinin bulunup, iki renk koni-sinin olmadığı renk görme ise, “monokromatik” renk görme veya monokromatik renk körlüğü olarak isimlendirilmektedir. Örneğin; yalnızca mavi rengi algılayan mavi renk konilerinin bulunup kırmızı ve yeşil renk konilerinin bulunmadığı durumda kişi, kırmızı ve yeşil renkleri ayırt edemez.</p>
<p>Görme spektrumu ile ilgili olarak yalnızca mavi ve sarı renkleri algılayabilir. Kırmızı ve yeşil renkleri göremediğinden dolayı bu tıp renk körlüğüne kırmızı - yeşil renk körlüğü de denilmektedir.<br />
Anopia: Renk görme ile ilgili her üç koninin de bulunmadığı durumdur. Bu durumda tam renk körü olan kişi yalnızca siyah beyaz olarak görür. Bazı insanlar ise, ‘trikromat’ olmakla birlikte renk ayırımları zayıftır. Bu durum, ‘renk görme bozukluğu’ (anomalısı) olarak isimlendirilir. Bu şekildeki renk körlüğüne tam renk körlüğünden daha seyrek rastlanılır.</p>
<p>RENK KÖRLÜĞÜ KALITIMI</p>
<p>Renk görme bozuklukları nesilden nesile geçmektedir, ilgili genin kalıtımla geçişini X kromozomu sağlar. Erkeklerde XY kromozomu, kadınlarda ise, XX kromozomu olduğun-dan ve genin özelliğinin resesif olmasından dolayı, erkeklerde mevcut bir X kromozomunda kadınlarda ise, her iki X kromozumunda bulunmasıyla ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle erkeklerde kadınlardan daha sık olarak görülmektedir.</p>
<p>Erkeklerin % 8′inde, kadınların % 0,4′ünde renk görme ile ilgili bir bozukluk vardır. Yeşil renk görme bozukluğu (anomalısı) en sık görülen durumdur. Bundan sonra görülme sıklığı itibarıyla yeşil renk körlüğü, kırmızı renk körlüğü ve kırmızı renk görme bozukluğu gelmektedir.<br />
Renk körlüğü olan erkeklerin kız çocukları renk körü olmamakla birlikte renk körlüğünün taşıyıcısı durumundadırlar. Taşıyıcı kadınların erkek çocuklarının yansı da renk körü olarak doğmaktadır.</p>
<p>RENK KÖRLÜĞÜNÜN TEŞHİSİ</p>
<p>Renk körlüğünün açığa çıkarılması ve ayrıca renk körlüğü veya renk görme bozukluğunun tipinin belirlenmesine yarayan pek çok test vardır. Teşhiste en kolay yol, renkli iplikleri karıştırıp, şahıstan renkleri gruplandırarak ayırmasının istenmesidir. Renk görme ile ilgili problemi olanlar, bu işlemi beceremezler. Teşhiste ayrıca ishihara ve Stilling levhaları da kullanılmaktadır. Bu levhalar renkli noktalardan yapılmıştır. Renkli noktaların içine ise renk körlüğünü veya renk görme bozukluklarım ortaya çıkaracak şekilde özel olarak renkli sayılar, şekiller veya harfler yerleştirilmiştir. Renk görme problemi olan kişiler bu harf, şekil veya sayıları ayırt edememekte; böylece teşhis konulmuş olmaktadır.</p>
<p>Renk körü olup olmadığınızı aşağıdaki şekillerden kolaylıkla tespit edebilirsiniz.<br />
Bu testler renk körlüğü olup olmadığınız hakkında fikir vermek amacı hazırlanmıştır. Bu yüzden testlerde zorlanma veya başarısızlık ile karşılaşıyorsanız en kısa sürede bir göz hekimine başvurmanızda büyük yarar vardır.</p>
<p>Kendinizi denemek için aşağıdaki küçük resimlere tıklayıp rakamları okumaya çalışın.</p>
<p><a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/42.gif" class="thickbox" title="42.gif" rel="lightbox[78]"><img src="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/thumbs/thumbs_42.gif" alt="42.gif" title="42.gif" height="147" width="150" /></a> <a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/8.gif" class="thickbox" title="8.gif" rel="lightbox[78]"><img src="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/thumbs/thumbs_8.gif" alt="8.gif" height="147" width="150" /> </a><a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/7.gif" class="thickbox" title="7.gif" rel="lightbox[78]"><img src="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/thumbs/thumbs_7.gif" alt="7.gif" height="147" width="150" /></a></p>
<p><a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/7.gif" class="thickbox" title="7.gif" rel="lightbox[78]"> </a><a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/5.gif" class="thickbox" title="5.gif" rel="lightbox[78]"><img src="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/thumbs/thumbs_5.gif" alt="5.gif" height="147" width="150" /> </a><a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/3.gif" class="thickbox" title="3.gif" rel="lightbox[78]"><img src="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/thumbs/thumbs_3.gif" alt="3.gif" height="147" width="150" /> </a><a href="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/73.gif" class="thickbox" title="73.gif" rel="lightbox[78]"><img src="http://sonefe.isb.ro/wp-content/gallery/resim-galerisi/thumbs/thumbs_73.gif" alt="73.gif" height="147" width="150" /></a></p>
<p>Renk körlüğü ile ilgili kısa açıklama ve testin bir benzerini de aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.</p>
<p><object width="425" height="355"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/2LlZXO3Sk-0&amp;rel=0"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/2LlZXO3Sk-0&amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"></embed></object></p>
<div style="float:left;margin:0px 0px 0px 0px;"><a title="Post on Google Buzz" class="google-buzz-button" href="http://www.google.com/buzz/post" data-button-style="small-button" data-url="http://www.sonefe.org/2008/02/11/renk-korlugu-nedir-kendinizi-test-edin/"></a><script type="text/javascript" src="http://www.google.com/buzz/api/button.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sonefe.org/2008/02/11/renk-korlugu-nedir-kendinizi-test-edin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

