Biyo-Tek Günlüğüm…

5Eyl/080

Virüsler..

Günümüzde virüs denilince akla ilk bilgisayar virüsleri geliyor. Bilgisayar kullanıcılarının başı virüs diye adlandırılan yazılımlarla illa ki derde girmiştir. Aslında bu küçük yazılımlara virüs denmesi oldukça manidardir. Virüsler, biyologlar tarafından uzun yıllar canlı olup olmadığı tartışılan varlıklardır. Tüm canlıların sahip olduğu bazı özelliklere sahip olmamaları, örneğin hücrenin temel birimleri olan sitoplazma ve zara sahip olmamaları, canlılığın devamı için gerekli hiçbir yapı, ve moleküler makinanın olmayışı virüsleri bilinen 5 alemin dışında değerlendirmeye tabi tutmamızı zorunlu kılıyor. Virüsler tıpkı bilgisayar virüsleri gibi konak hücreye ihtiyaç duyarlar, tek başlarına aktif değillerdir. Şu ana kadar bilinen virüsler hep hastalık yapıcı yada en azından konak hücrenin genetik yapısını değiştirici özelliktedir.

Virüsler, yeryüzünün son derece küçük yaratıklarıdırlar. Fakat yaptıkları hastalıklar büyük bir grup teşkil ederler. Boyları milimetrenin milyonda biri olan milimikronlarla ölçülür; en küçükleri 8-15 milimikron (çocuk felci virüsü, solda), en büyükleri ise 125-275 milimikron (çiçek hastalığı virüsü, sağda) kadardır. Virüsler elektron mikroskopları sayesinde görülebilmekte ve incelene bilmektedirler. Elektron mikroskoplarda ışık yerine elektronlar, kristal mercekler yerine de elektromanyetik merceklerden istifade edilir. Elektron akımı ile, ışığa oranla, çok daha kısa dalgaların virüslerin üzerinde kırılmasından yararlanılarak, bu çok küçük partiküllerin görünür hale gelmesi sağlanır.

Virüsler bu gün olduğu gibi istikbâlde de en çok meşgul olunacak hastalık yapan âmiller arasındadırlar. Bunlar bakteri kanunlanna benzer kâidelere tâbi olan canlı yaratıklardır. Virüsler en az bir protein bir de nükleik asitten meydana gelirler. Nükleik asit hücrelerin metabolizmasını düzenler. Virüsleri zararlı tesirlerden korumak ve hücre dışı kaldıkları zaman, hayatlarını sürdürmek üzere "kapsid" adı verilen bir protein kabuğu vardır. Virüslerin hücre içi paraziti olma hassaları başlıca karakterleridir. Bu alâka o kadar şiddetlidir ki, bir virüsün çoğalabilmesi için canlı hücrede yerleşmiş olması şarttır; çoğalması için lüzumlu bütün "enzim 'leri hücreler tarafından temin edilir. Virüsler hücre içinde çoğaldıkça "stoplazma" ya yayılırlar. Bir virüs kolayca sınıflandırılamaz.

Sağlam bir hücreye virüsler tarafından saldırı yapıldığında, bu minik korsanlar hücre zarına kuyruklarıyla yapışarak içlerindeki DNA veya RNA iplikçiklerinden birini bu hücrenin içine bırakırlar. Yeni virüslerin çoğalması için mesajları içinde taşıyan bu iplikçikler 30 dakikadan daha kısa bir sürede hücrenin enzimlerini kullanarak proteinik kılıf ve İplikçik oluştururlar. Böylece işgal edilen hücre mekanizması, yeni virüslerin oluşmasında kullanılır. Virüslerin sirâyet ettiği her hücre, sonunda ilerleyen virüs ordusuna iltihak etme durumunda kalır. Nihayet hücrenin her tarafı virüsler tarafından doldurulunca bu hücre ölür ve virüsler ölü hücrenin zarını patlatarak dışarı çıkarlar. Burada işlerini bitiren virüsler diğer sağlam hücrelere sirayet etmek için başka bir yolculuğa çıkarlar. Sanki vazifeli olarak belirli bir hedefe gidiyorlar gibi...

Aslında virüslerin insanoğlu tarafından ilk keşfi de oldukça ilginçtir ama bunu bir başka yazıya birakalım.

Bu yazıyı beğendiniz mi?

RSS Kaynağımıza abone olun!

Yorumlar (0) Geri izlemeler (0)

Yorum yapılmadı.


Leave a comment

(required)

You must be logged in to post an
interactive video comment.

Geri izleme yok.